AKREP ve YELKOVANIN VİCDANI YOKTUR

İnsan hayatı ortama Altmış beş yıl...

Kâğıdın üzerinde yazınca birkaç rakamdan ibaret. Takvimin yapraklarına bölünmüş birkaç on bin gün. Duvara asılı bir saatin durmadan dönen akrep ve yelkovanı. Sabahlar, akşamlar, mevsimler...

İnsana uzun da gelmiyor, kısa da.

Çünkü zamanın gerçek ölçüsü takvim değildir.

Bir yaz günü havuzun kenarında oturursunuz. Çocukların kahkahaları suyun üzerine düşer. Güneş teninizi ısıtır. Dört saat geçer. Fark etmezsiniz bile.

Sonra başka bir gün...

Bembeyaz bir koridor. Keskin antiseptik kokusu. Acil servisin önünde telaşla yürüyen insanlar. Yoğun bakım kapısının üzerindeki kırmızı ışık. İçeride solunum cihazına bağlı evladınız. Ekranda ritmik sesler çıkaran monitör. Doktorun yüzünü okumaya çalışırsınız.

Yine dört saat geçer.

Ama bu kez her saniye omuzlarınıza bir taş daha koyar.

Saat aynıdır.

Akrep aynı hızla ilerler.

Yelkovan kimseye torpil geçmez.

Zaman taraf tutmaz.

Peki neden biri su gibi akarken diğeri insanın içine cam kırıkları gibi batar?

Demek ki ömür, geçen zamandan değil, taşınan yükten ölçülüyordur.

İşte tam burada başlar engel...

Kimi için doğduğu gün.

Kimi için okul kapısında.

Kimi için ilk iş görüşmesinde.

Kimi için bir hastane odasında.

Kimi içinse her sabah aynaya baktığında.

Engel bazen bir merdivendir.

Bazen tek kelimelik bir bakıştır.

Bazen insanların acımasıdır.

Bazen görmezden gelmesi.

Bazen yürüyememektir.

Bazen anlaşılamamaktır.

Ve insan fark eder...

Asıl ağırlık bedende değil, bakışlardadır.

Asıl yorgunluk bacaklarda değil, umutsuzluktadır.

Asıl savaş dışarıda değil, insanın kendi içinde kopmaktadır.

İster buna imtihan deyin...

İster hayatın rastlantıları...

İster kader...

İsmini ne koyarsanız koyun.

Sonuç değişmez.

O misafir gitmeyecek.

Sabah sizinle uyanacak.

Sofranıza oturacak.

Yol arkadaşınız olacak.

Altmış beş yıl boyunca...

Öyleyse soru değişmeli.

"Neden ben?" değil...

"Bu yolculuk benden ne istiyor?"

Çünkü yalnızca yük taşınmaz.

Yük, insanı da taşır.

Acı bazen sabrı büyütür.

Sabır bazen merhameti.

Merhamet bazen bir hayatı değiştirir.

Belki de engelin en büyük sırrı budur.

İnsanı eksiltmek için değil...

İçindekini ortaya çıkarmak için vardır.

Bir vizyon...

Bir amaç...

Her günün sonunda "Bugün bir adım daha attım." diyebilmek.

Bir çocuğun gülümsemesine sebep olmak.

Bir annenin yükünü hafifletmek.

Bir babanın omzuna dokunmak.

Bir umuda omuz vermek.

Çünkü motivasyon yalnızca alkıştan doğmaz.

Bazen sessizce tutulan bir elden doğar.

Bazen kimsenin görmediği bir fedakârlıktan.

Bazen sadece vazgeçmemekten.

Ve gün gelir...

Koşarak varmaya çalıştığınız zirvenin aslında bir dağ olmadığını anlarsınız.

Zirve...

Yükü sırtında taşırken insan kalabilmektir.

Sonra hayat yeniden sakinleşir.

Saat yine çalışır.

Akrep döner.

Yelkovan döner.

Takvim yaprakları düşmeye devam eder.

Hiçbiri sizi beklemez.

Ama artık siz zamanı beklemezsiniz.

Çünkü anlarsınız...

İmtihan zamanı tüketmez.

İnsanını ortaya çıkarır.