“Çocuğumla arkadaş gibiyim” kulağa hoş geliyor. Peki sınır koyacak, yol gösterecek, gerektiğinde “hayır” diyecek ebeveyn kim
Son zamanlarda özellikle sosyal medyada, toplumun önüne çıkmış kişilerden sık sık aynı cümleyi duyuyorum:
“Ben çocuğumla arkadaş gibiyim.”
Ardından, kerameti kendinden menkul bazı yaşam koçlarının verdiği gaz geliyor. Çocuğuyla arkadaş olan anne-baba, modern ebeveynliğin zirvesine ulaşmış gibi anlatılıyor. Sanki yıllardır çocuk gelişimi üzerine çalışan uzmanların, psikologların, pedagogların söylediklerinden daha kıymetli bir keşif yapılmış gibi…
Oysa mesele hiç de romantik değil.
Bir çocuk, çocukluğunu yaşarken anne ve babasının da anne ve baba olmasına ihtiyaç duyar.
Çünkü çocuk çocuktur.
Anne annedir.
Baba babadır.
Her birinin aile içindeki varlığından doğan bir yeri, görevi, sınırı ve sorumluluğu vardır.
Anne-babanın çocuğuyla kurduğu ilişkinin içinde elbette sevgi, şefkat, oyun, kahkaha, sırdaşlık ve yakınlık olmalıdır. Çocuğunuzla yere oturup saatlerce oyun oynayabilirsiniz. Onunla gülebilir, saçma sapan şakalar yapabilir, yağmurun altında sırılsıklam koşabilirsiniz. Sarılabilirsiniz. Dizinizin dibine kıvrıldığında saçlarını okşayabilirsiniz.
Ama bütün bunlar sizi onun arkadaşı yapmaz.
Çünkü arkadaşınız size sınır koymak zorunda değildir.
Arkadaşınızın odasına girip, “Dişlerini fırçaladın mı?” diye sormazsınız.
Arkadaşınıza, “Artık ekranı kapatıyoruz, yatma vakti,” demezsiniz.
Arkadaşınız öfkelendiğinde, onun öfkesini taşıyıp yine de doğru olanı göstermek sizin sorumluluğunuz değildir.
Ama çocuğunuzda bunların hepsi vardır.
Çocuk bazen size kızacak.
Bazen kapıyı çarpacak.
Bazen “Senden nefret ediyorum!” diye bağıracak.
Ve siz o anda onun en sevdiği kişi olmaya değil, ihtiyacı olan ebeveyn olmaya devam edeceksiniz.
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü çocuk, sınırların olmadığı bir özgürlükte değil; güvenli sınırların içinde büyür.
Bir düşünün…
Akşam olmuş. Ev sessizleşiyor. Koridordan loş bir ışık sızıyor. Çocuk hâlâ uyanık. Bir gözü telefonda, bir kulağı salonda. “Biraz daha,” diyor. Siz de “Tamam, arkadaşız sonuçta,” diyerek gülümsüyorsunuz.
Sonra biraz daha…
Biraz daha…
Derken çocuk, evin içinde kendi isteğinin patronu olmaya başlıyor.
Bu yalnızca yatma saatiyle ilgili değildir.
Bugün uyku saatidir.
Yarın ödevdir.
Öbür gün saygıdır.
Sonra sorumluluktur.
Daha sonra hayal kırıklığına tahammül etmektir.
Çocuk her istediğinin olmasıyla değil, her istediğinin olmayabileceğini öğrenerek hayata hazırlanır.
Anne-babanın görevi çocuğun her duygusunu onaylamak değil, o duyguyu taşımasına yardımcı olmaktır.
“Hayır” dediğinizde dünyanın sonu gelmez.
Tam tersine, çocuk o “hayır”ın içinde dünyanın hâlâ yerli yerinde durduğunu öğrenir.
Elbette çocuğunuzun sizi sevmesini isteyeceksiniz.
Ama ebeveynlik, çocuğunuz tarafından sürekli sevilme yarışması değildir.
Bazen sizi sevindiren ebeveyn olacaksınız.
Bazen sinirlendiren.
Bazen utandıran.
Bazen sarılıp öpmek isteyeceğiniz kadar yakın, bazen de sınır koymak zorunda olduğunuz kadar kararlı.
Çocuğunuzun arkadaşa değil, güvenebileceği bir yetişkine ihtiyacı var.
Düştüğünde kaldıracak birine.
Korktuğunda sığınacak birine.
Kaybolduğunda yön gösterecek birine.
Sınırı aştığında “Burada duruyoruz,” diyebilecek birine.
Çünkü çocuk, evin direksiyonuna geçmek istemez.
Geçtiğini zannetse bile istemez.
Direksiyonun başında bir yetişkin olduğunu bilmek ister.
Yol bazen virajlı olacak.
Bazen yağmur yağacak.
Bazen camlara taş gibi vuran bir fırtına çıkacak.
Çocuk arka koltukta ağlayacak, bağıracak, “Sağa dön!” diyecek.
Ama direksiyonda kim var?
Anne ve baba.
İşte çocuğun ihtiyacı olan güven tam da budur.
Yakın olun.
Şefkatli olun.
Onunla oynayın.
Gülün.
Sarılın.
Dinleyin.
Duygularını küçümsemeyin.
Ama yerinizi de bilin.
Çünkü ailede herkes birbirine karıştığında özgürlük değil, belirsizlik doğar. Sınırlar eridiğinde sevgi büyümez; aksine çocuk, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamakta zorlanır.
Ve unutmayın:
Çocuğunuz hayatınızda sahip olduğunuz en değerli varlıklardan biri.
Onu kulağa hoş gelen, sosyal medyada alkış alan, popüler ama içi boş söylemlere kurban etmeyin.
Çocuğunuza arkadaş değil, önce sağlam bir anne-baba olun.
Çünkü çocukların en çok ihtiyacı olan şey, kendileriyle aynı yaşta davranan yetişkinler değil;
arkalarında dağ gibi duran yetişkinlerdir.