Bazı paketler göz alır, bazıları ise ömür alır.
Vitrinlerin bir suçu yok aslında.
Onlar sadece parıldar.
Asıl mesele, parıltının bizi ne kadar kolay ikna edebilmesinde.
Çocukluğumuzdan beri paketlere âşığız. Rengârenk kutular, parlak ambalajlar, altın renkli fiyonklar… Daha dokunmadan kaliteli olduğuna inanırız. Elimize alır, çevirir, ışığa tutarız. Gözümüz doyar. Parmaklarımız paketin pürüzsüz yüzeyinde gezinirken zihnimiz çoktan içindekini kusursuz ilan etmiştir.
Çünkü paket düşünmez.
Paket sorgulatmaz.
Paket, hayal kurdurur.
Seçenekler arttıkça yoruluruz. İnsan zihni kolay olanı sever. Bu yüzden çoğu zaman içeriği değil, en gösterişli ambalajı seçeriz. Fiyongu biraz daha büyükse, rengi biraz daha parlaksa, üzerine birkaç süslü kelime de eklenmişse...
Tamamdır.
Artık elimizde "doğru seçim" vardır.
En azından öyle sanırız.
Sonra eve döneriz.
Mutfakta paketi yavaşça açarız. O tanıdık hışırtı duyulur. Burnumuza baharat kokusu gelir. Bir an yüzümüzde çocukça bir tebessüm belirir.
Sonra...
Paketin içine bakarız.
Kocaman ambalajın yarısı havadır.
Bir avuç ürün...
Koca bir hayal kırıklığı.
İnsan o an yalnızca eksik cips görmez; kandırılmış olmanın buruk tadını da hisseder. Ağzındaki ilk lokma baharatlıdır belki ama geride kalan tat, aldatılmışlıktır.
Keşke bu hikâye sadece market raflarında kalsaydı.
Ama kalmıyor.
Hayat da önümüze sürekli paketler koyuyor.
Bazıları kravat takıyor.
Bazıları pahalı parfümler sıkıyor.
Bazıları kusursuz cümleler kuruyor.
Bazıları sosyal medyada filtreden geçirilmiş hayatlar sergiliyor.
Gülümsüyorlar...
Konuşuyorlar...
Parlıyorlar...
Ve biz, paketin güzelliğini karakterin derinliği sanıyoruz.
Özellikle kadın-erkek ilişkilerinde...
İlk bakışta göz kamaştıran insanlar vardır. Dışarıdan bakıldığında her şey eksiksiz görünür. Sözleri yerindedir. Gülüşleri etkileyicidir. Hayatları kusursuz bir vitrin gibidir.
Sonra bir gün...
O paketin kapağı açılır.
Sessizlikler konuşmaya başlar.
Saygının yerinde kibir vardır.
Sevginin yerinde çıkar.
Merhametin yerinde öfke.
Samimiyetin yerinde kocaman bir boşluk...
İşte en ağır bedel de burada ödenir.
Çünkü markette aldığınız boş paket yalnızca cebinizden birkaç lira eksiltir.
Yanlış insana inandığınızda ise eksilen şey para değildir.
Güveninizdir.
Huzurunuzdur.
Yıllarınızdır.
Bazen sağlığınızdır.
Bazen de...
Hayatınızdır.
O yüzden artık paketin büyüklüğüne değil, içindekinin ağırlığına bakmayı öğrenmeliyiz.
Çünkü gerçek değer, ambalajın parlaklığında değil; açıldığında sizi hayal kırıklığına uğratmayan içeriğindedir.
Unutmayalım...
Bazı paketler göz alır.
Bazıları ise ömür alır.