Yapay zekâ çağında mesele teknoloji değil, yönetişimdir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılım olmadan güven oluşmaz.

Yapay Zekâ Çağında Yönetişim: Kararı Kim Veriyor?

Yapay zekâ konuşulurken toplumun zihninde asıl duran soru şudur:

“Bu sistemleri kim kontrol ediyor?”

Korku da tam burada başlar. Çünkü mesele artık yalnızca teknoloji değildir; karar mekanizmasıdır.

Bir kredi başvurusu, bir hastane önceliği, bir sosyal yardım dosyası… Eğer bu kararların arkasında algoritmalar varsa doğal olarak şu sorular yükselir:

“Bu algoritmaların sahibi kim? Beni kim değerlendiriyor? Hatalıysa nasıl düzelteceğim?”

İşte bu noktada iki kavram öne çıkar: yapay zekâ ve yönetişim.

Yapay Zekâ Nedir, Ne Değildir?

Yapay zekâ; büyük veri kümelerinden öğrenerek tahmin ve öneri üreten bilgisayar sistemleridir.

Bir bilinç değildir.

Bir irade değildir.

Bir niyet değildir.

Kendi başına karar alan bir varlık gibi görünse de aslında insanların yazdığı kodların ve sağladığı verilerin sonucudur.

Eğer veri adil değilse, sonuç da adil olmayabilir.

Eğer tasarım şeffaf değilse, güven oluşmaz.

Bu nedenle mesele teknoloji değil; onu nasıl tasarladığımız ve nasıl yönettiğimizdir.

Yönetim Değil, Yönetişim

Klasik yönetim anlayışında karar yukarıda alınır ve aşağıya iletilir.

Yönetişim ise farklıdır.

Devlet, özel sektör, akademi, sivil toplum ve vatandaş birlikte sürecin parçasıdır. Karar kapalı kapılar ardında değil; katılım ve denetim mekanizmalarıyla şekillenir.

Yapay zekâ çağında yönetişim demek şu soruları sormak demektir:

Algoritmalar nasıl tasarlanıyor?

Hangi veriler kullanılıyor?

Kim denetliyor?

Hatalı kararın sorumluluğu kimde?

Vatandaşın itiraz hakkı var mı?

Bu soruların cevabı yoksa korku büyür.

Cevap varsa güven oluşur.

Korku Neden Artıyor?

Çünkü algoritmalar görünmez.

Kod satırları görünmez.

Veri merkezleri görünmez.

Karar süreçleri teknik terimlerin arkasına saklanır.

Oysa görünmezlik güvensizlik üretir.

Bir vatandaş sosyal yardımdan neden yararlanamadığını anlayamıyorsa,

Bir hasta öncelik sırasını sorgulayamıyorsa,

Bir öğrenci yerleştirme sisteminin mantığını bilmiyorsa,

Sorun teknoloji değil; belirsizliktir.

Yönetişimin Kalbi: Geri Bildirim

Yapay zekâ sistemleri hata yapabilir.

Yanlış veri, eksik tasarım, önyargılı örneklem…

Asıl mesele hata yapıp yapmaması değil; hata yaptığında nasıl düzeltildiğidir.

Eğer bir vatandaş algoritmik bir karara itiraz edemiyorsa,

Kararın gerekçesini öğrenemiyorsa,

Sistem geri bildirimle kendini güncelleyemiyorsa,

Orada yönetişim değil, dijital otorite vardır.

Gerçek yönetişim şunları sağlar:

Kararın gerekçesi açıklanır.

İtiraz ve düzeltme mekanizması vardır.

Bağımsız denetim mümkündür.

Geri bildirim sistemin gelişmesini sağlar.

Geri bildirim yalnızca şikâyet değildir.

Geri bildirim, sistemin kendini düzeltme kapasitesidir.

Ve güvenin temelidir.

Yasaklamak mı, Yönetmek mi?

Yapay zekâyı tamamen yasaklamak mümkün değildir.

Ancak kuralsız bırakmak da doğru değildir.

Bu noktada üç temel ilke öne çıkar:

Şeffaflık: Algoritmaların çalışma mantığı kamuoyuna açık olmalıdır.

Hesap Verebilirlik: “Sistem yaptı” denilerek sorumluluk ortadan kaldırılamaz.

Katılım: Sivil toplum ve uzmanlar karar süreçlerine dahil edilmelidir.

Yönetişim tam olarak budur.

Tehdit mi, Fırsat mı?

Yapay zekâ ne melektir ne canavar.

Bir araçtır.

Doğru ilkelerle kullanıldığında:

Sağlıkta erken teşhisi güçlendirebilir,

Kamu hizmetlerini hızlandırabilir,

Kaynak israfını azaltabilir,

Engelli bireyler ve yaşlılar için erişilebilirliği artırabilir.

Ancak kapalı, denetimsiz ve katılımsız kullanılırsa eşitsizlikleri derinleştirebilir.

Yani mesele teknoloji değil; tercihtir.

Yeni Bir Karar Çağı

Sanayi Devrimi üretimi değiştirdi.

Dijital Devrim iletişimi değiştirdi.

Yapay zekâ ise karar alma biçimini değiştiriyor.

Bu değişim korku üretmek zorunda değil.

Ama bilinç gerektiriyor.

Toplum sormalı.

Devlet açıklamalı.

Uzmanlar denetlemeli.

Sivil toplum katılmalı.

Ve geri bildirim mekanizmaları işlemeli.

O zaman yapay zekâ insanın yerine geçen değil; insana hizmet eden bir güç olur.

Sonuç

Korku belirsizlikten doğar.

Güven ise şeffaflık ve katılımdan.

Yapay zekâ çağında asıl mesele teknoloji değil; onu nasıl yönettiğimizdir.

Doğru yönetişimle bu çağ bir tehdit değil, insanlık için yeni bir imkân olabilir.