Bilmek başka, bildiklerimiz arasında ilişki kurmak başka. İnsan, bilgileriyle nasıl bir yol çiziyor?
Beynin kapısından içeri girdiğimizde öğrenmeyi, belleği ve bilgiyi işleme süreçlerini gördük. Fakat insanın hikâyesi burada bitmiyor. İnsan öğrendikleri arasında bağlantılar kuruyor, sorular soruyor, karşılaştırıyor, nedenleri ve sonuçları araştırıyor. Bazen bildiğinden şüphe ediyor, bazen kendi düşüncesini yeniden gözden geçiriyor. İşte burada akıl dediğimiz kavramla karşılaşıyoruz.
Akıl, farklı felsefî ve kültürel geleneklerde farklı biçimlerde ele alınmış. Bu nedenle onu tek ve değişmez bir tanıma sıkıştırmak kolay değil. Bu denemede aklı, insanın bilgileri arasında ilişki kurma, sorgulama, muhakeme etme ve bir sonuca ulaşma çabası olarak ele alabiliriz. Bu, aklı beynin karşısına koymak anlamına gelmiyor; tersine, insanın zihinsel yaşamını anlamaya çalışırken farklı düzeyleri birlikte düşünmeyi gerektiriyor.
Bilgi Tek Başına Yetmez
İnsan çok şey öğrenebilir. Fakat bilgi, kendiliğinden anlayışa dönüşmüyor. Birbirinden kopuk bilgiler arasında ilişkiler kurulmadığında, insanın elinde yalnızca bir bilgi birikimi kalabiliyor. Tarihin farklı dönemlerini bilmek, o dönemler arasındaki ilişkileri anlamak anlamına gelmeyebilir. Bilimsel bir bilgiyi öğrenmek de onun ne söylediğini ve ne söylemediğini kavramakla aynı şey değildir. Günlük hayatta da benzer bir durumla karşılaşıyoruz: Bir şeyi bilmek, onun nedenini anlamak, sonuçlarını görmek veya hayatımızdaki karşılığını kavramak anlamına gelmeyebiliyor.
Belki de aklın önemli işlevlerinden biri burada ortaya çıkıyor: Bilgiyi yalnızca biriktirmek değil, bilgiler arasında ilişki kurarak anlamaya çalışmak.
Sormak ve Şüphe Etmek
İnsan, karşılaştığı her bilgiyi olduğu gibi kabul etmek zorunda değil. “Gerçekten böyle mi?”, “Bunu nereden biliyoruz?”, “Başka bir açıklaması olabilir mi?” diye sorabiliyor. Şüphe burada inkâr etmek anlamına gelmiyor; bilgiyi sınamanın, farklı ihtimalleri görmenin ve daha sağlam bir anlayışa ulaşmanın yollarından biri olabiliyor. İnsan kendi düşüncesini de sorgulayabildiğinde, yalnızca başkalarının söylediklerini değil, kendi kanaatlerini de sınamaya başlıyor.
Bu, insanın önemli zihinsel imkânlarından biri olabilir: Yanılabileceğini kabul etmek. Çünkü insanın yanılabilir olduğunu kabul etmesi, düşüncenin zayıflaması değil; gelişebilmesinin şartlarından biri olabilir.
Muhakeme: Bilgiler Arasında Yol Bulmak
Hayat her zaman tek bir doğru seçenek sunmuyor. Bazen iki doğru arasında, bazen iki değer arasında, bazen de kısa vadeli bir yararla uzun vadeli bir sonuç arasında seçim yapmak gerekiyor. Muhakeme, böyle anlarda önem kazanıyor. Yalnızca “Doğru bilgi hangisi?” sorusunu sormakla yetinmiyor; “Bu bilginin sonucu ne olur?”, “Başka neyi etkiler?”, “Bugün doğru görünen şey yarın nasıl bir sonuç doğurur?” gibi soruları da gündeme getiriyor. İnsan böylece yalnızca olanı anlamaya değil, olabilecekleri düşünmeye de çalışıyor.
Ancak muhakeme, insanın bütün kararlarını tek başına açıklayan bir süreç değil. Bilginin yanında amaçlar, deneyimler, değerler, duygular ve içinde bulunulan koşullar da kararlarımızı etkileyebiliyor. Bu nedenle insanın bir seçeneğe yönelmesini anlamak, yalnızca ne bildiğine bakmakla mümkün olmuyor.
Bilmekten Değer Vermeye
Bir insan adaletin önemli olduğunu bilebilir. Başkasına zarar vermemenin doğru olduğunu düşünebilir. Yardımlaşmanın toplum için yararlı olduğunu anlayabilir. Fakat bütün bunları bilmek, her durumda aynı yönde davranacağı anlamına gelmez. Çünkü insan yalnızca “Ne biliyorum?” diye sormuyor; “Benim için ne önemli?” sorusunu da soruyor.
Burada akıl ile değerler birbirine yaklaşıyor. İnsan, bildiklerini ve karşısındaki seçenekleri tartarken neyi önemli bulduğundan da etkileniyor. Değerlerimiz, hangi amaçların peşinden gittiğimizi ve bazı seçenekleri neden diğerlerinden daha anlamlı bulduğumuzu etkileyebiliyor. Akıl ise bu değerleri düşünmemize, aralarındaki ilişkileri görmemize ve tercihlerimizin olası sonuçlarını değerlendirmemize yardımcı olabiliyor.
Bu yüzden insanı anlamak için yalnızca “Ne biliyor?” diye sormak yetmiyor.
“Bildikleriyle neyi değerli buluyor?”
Belki de asıl soru burada beliriyor.
Akıldan Tercihe
İnsan bildiklerini değerlendirebilir, farklı seçenekleri karşılaştırabilir ve olası sonuçları düşünmeye çalışabilir. Fakat düşünmek ile yapmak arasında hâlâ bir mesafe bulunuyor. Bazen doğru olduğunu bildiğimiz hâlde başka türlü davranıyor, bazen değer verdiğimiz bir şeyi korumak için çaba gösteriyor, bazen de bildiklerimizle önemsediklerimiz arasında bir tercih yapmak zorunda kalıyoruz.
Tam burada irade meselesi beliriyor.
İrade, burada yalnızca “özgürce istediğini yapmak” anlamında ele alınmamalı. İnsan, bildikleri, değer verdikleri, karşısındaki seçenekler ve içinde bulunduğu koşullar arasında bir yönelim ve tercih geliştirebiliyor. Bu tercih davranışa dönüştüğünde, düşünce artık hayatın içinde bir karşılık bulmaya başlıyor.
Belki de insanı anlamanın bir sonraki kapısı tam burada açılıyor: İnsan, bildikleriyle değer verdikleri arasında nasıl bir tercih yapıyor ve bu tercihi nasıl davranışa dönüştürüyor?
Çünkü bilmek yetmediği gibi, bilmek ile değer vermek de tek başına yetmiyor.
Şimdi sıra, insanın neye değer verdiğine bakmakta…