Beynimizi her geçen gün biraz daha tanıyoruz. Ama beynimizi anlamak, insanı anlamaya yetiyor mu?
İnsan kendisini anlamaya çalışırken, dönüp dolaşıp beynine bakıyor. Çünkü düşündüğümüzü, öğrendiğimizi, hatırladığımızı, konuştuğumuzu, hareket ettiğimizi ve dünyayı algıladığımızı biliyoruz. Bütün bunların arkasında olağanüstü karmaşık bir yapı var: beyin. Bilim, beynin nasıl çalıştığı konusunda bize geçmişte hayal bile edemeyeceğimiz bilgiler kazandırdı. Görüntüleme yöntemleri, nörobilim araştırmaları ve farklı disiplinlerin çalışmaları sayesinde beynin yapısı ve işleyişi hakkında çok daha fazla şey biliyoruz. Fakat her yeni bilgi, beraberinde yeni sorular da getiriyor. Belki de bu yüzden beyin, insanı anlamanın hem en önemli hem de en dikkat çekici kapılarından biri.
Bir Organın Ötesinde
Beyin, yalnızca düşüncelerimizin ortaya çıktığı bir yer olarak görülemez. Bedensel işlevlerimizden duyularımıza, hareketlerimizden öğrenme ve belleğe, dikkatimizden duygularımıza kadar çok geniş bir alanda rol oynuyor. Fakat burada önemli bir ayrım var: İnsanı beyniyle açıklamak başka, beynin insan hayatındaki yerini anlamak başka. Beynin insan yaşamındaki merkezi rolünü kabul etmek, insanı yalnızca beyinden ibaret görmek anlamına gelmiyor. İnsan bedeniyle, çevresiyle, ilişkileriyle, yaşadığı kültürle ve deneyimleriyle birlikte var oluyor. Üstelik beynin kendisi de bütün bu ilişkilerden bağımsız değil; yaşantılardan, öğrenmeden ve çevreden etkileniyor. Bu nedenle beynin sırlarını çözmeye çalışırken aslında yalnızca bir organı değil, insanın kendisini anlama çabasını da sürdürüyoruz.
Öğrenen Beyin, Değişen İnsan
İnsanın öğrenme serüveni doğumla başlamıyor. Beyin anne karnında gelişirken çevresinden gelen uyaranlarla karşılaşıyor; öğrenme ve belleğin bazı temelleri daha doğumdan önce atılmaya başlıyor. Doğumdan sonra ise bu serüven giderek çeşitleniyor ve derinleşiyor. İnsan görerek, duyarak, dokunarak, taklit ederek, deneyerek ve yanılarak öğreniyor. Zaman içinde yalnızca bilgi biriktirmiyor; öğrendikleri arasında ilişkiler kuruyor, deneyimlerinden anlamlar çıkarıyor. Öğrenme, deneyim ve çevre, beynin işleyişindeki değişimlerle birlikte ilerliyor. Bu durum bize önemli bir şey söylüyor: İnsan yalnızca sahip olduğu özelliklerle değil, yaşadıkları ve öğrendikleriyle de şekilleniyor.
Fakat burada yeniden aynı soruya dönüyoruz: Beyin öğreniyor. Peki insan, öğrendikleriyle ne yapıyor? Çünkü öğrenmek tek başına yeterli değil. Bir bilgiyi edinmek, onu doğru değerlendirmek; doğru değerlendirmek de onu hayatımıza geçirmek anlamına gelmeyebiliyor. Demek ki beynin kapısından içeri girdiğimizde, yalnızca beynin nasıl çalıştığını değil, insanın öğrendikleriyle ne yaptığını da düşünmemiz gerekiyor.
Bilmek Yetiyor mu?
Bir insan çok şey bilebilir. Bilgiyi hızla öğrenebilir, güçlü bir hafızaya sahip olabilir, karmaşık problemleri çözebilir. Fakat bilgi ile davranış arasında her zaman doğrudan bir çizgi bulunmuyor. Doğru olduğunu bildiğimiz hâlde yanlış davranabildiğimiz, önemli olduğunu düşündüğümüz hâlde ertelediğimiz, değer verdiğimiz hâlde koruyamadığımız zamanlar olabiliyor. Bu durum bize insanın yalnızca bilgiyle açıklanamayacağını hatırlatıyor.
Beyin, bilgiyi işler, hatırlar ve farklı bilgiler arasında bağlantılar kurulmasına imkân verir. Ancak insanın davranışları yalnızca bu işlemlerden ibaret değildir. Bir seçeneğin bizim için taşıdığı anlam, amaçlarımız, önceki deneyimlerimiz ve içinde bulunduğumuz koşullar da karar süreçlerine katılır. Bilişsel kontrol ve karar verme araştırmaları, bilgi işleme ile hedefler, değerler ve davranış arasındaki ilişkinin oldukça karmaşık olduğunu gösteriyor.
Bilmek, henüz yapmak değildir.
İnsan hakkında asıl sorulardan biri de belki burada beliriyor: Bildiklerimizle yaptıklarımız arasındaki mesafeyi nasıl açıklayacağız?
Beynin Ötesinde Bir Soru
Beyni ne kadar yakından incelersek inceleyelim, sonunda yine insanın daha geniş dünyasıyla karşılaşıyoruz. İnsan yalnızca öğrenen ve hatırlayan bir varlık değil; merak ediyor, anlam arıyor, neyin değerli olduğunu belirliyor ve seçenekler arasında tercihler yapıyor. Beyin bize insanın nasıl öğrendiği, nasıl hatırladığı, nasıl düşündüğü ve çevresinden nasıl etkilendiği konusunda çok şey söyleyebilir. Fakat “Ne yapmalıyım?”, “Neye değer vermeliyim?” ve “Nasıl yaşamalıyım?” soruları, bizi yalnızca biyolojik açıklamaların ötesine taşıyor.
Belki de insanı anlamanın güçlüğü burada başlıyor. Beyni anlamak gerekiyor; ama insanı yalnızca beyniyle açıklamak yetmiyor. Çünkü insanın hikâyesinde bilgi kadar değerlerin, düşünceler kadar tercihlerin, tercihler kadar davranışların da yeri var. Bu noktada soru artık yalnızca beynin ne yaptığı değil; insanın bildikleri, değer verdikleri ve içinde bulunduğu koşullar arasında nasıl bir yol çizdiği oluyor.
İşte sıradaki kapı da burada açılıyor: Akıl, bütün bu bilgileri ve değerleri nasıl ele alıyor? İnsan, bildikleriyle değer verdikleri arasında nasıl bir tercih yapıyor?
Belki de insanı anlamak için şimdi akla biraz daha yakından bakmamız gerekiyor.