Evlilik bir kurtarma planı değildir. Hazırlıksız bireyleri sadece korkularla evliliğe itmek;hem insanlara hem de evlilik kurumuna yapılan büyük haksızlıktır.

EVLİLİK

Evlilik bir rehabilitasyon merkezi değildir. Evlilik bir “bakım evi” de değildir. Hiçbir koşulda bir sigorta şirketi hiç değildir.

Evliliğe bu mantıkla bakan bir anne ya da baba, farkında olsun ya da olmasın; önce kendi evladının, ardından karşı taraftaki bireyin ve en sonunda da evlilik kurumunun sağlıklı var olma hakkına adeta dinamit koymaktadır.

“Bundan daha kötüsü olabilir mi?” diye sorabilirsiniz. Maalesef olabilir. En kötüsü de bütün bunların iyi niyetle yapılmasıdır. Çünkü iyi niyetle yapılan yanlışları düzeltmek, o düşüncenin hatalı olduğunu anlatmak çoğu zaman neredeyse imkânsızdır.

Her kurumun bir mantığı, bir geçmişi ve arkasında yatan derin bir bilgi, beceri ve deneyim birikimi vardır. O kurumları ayakta tutan zihinsel ve fiziksel emekler, yılların oluşturduğu bir yapı bulunur. Evlilik kurumu da bundan farklı değildir.

Tabiri caizse; “Bana bir şey olursa çocuğumu bir şirketin yönetim kuruluna teslim ederim.” demek ile “Çocuğumu evlendiririm, hayatı kurtulur; iyi bir yaşamı olur, gözüm arkada kalmaz.” demek aynı düşünce biçiminin, daha doğrusu aynı mantıksızlığın ürünüdür.

Oysa evlilik; yalnızca iki insanın bir araya gelmesi değildir. Bu kurumun ekonomik, sosyolojik ve psikolojik boyutları olduğu kadar bedensel ve fiziksel boyutları da vardır.

Bir bireyi evliliğe hazırlamadan, gerekli altyapıyı oluşturmadan, duygusal ve zihinsel donanımını geliştirmeden; sadece toplumsal baskılar ve psikolojik korkularla böyle ağır bir sorumluluğun içine bırakmak iyilik değildir.

Aksine, çoğu zaman fark edilmeden yapılan büyük bir haksızlık ve derin bir kötülük olur.