Engelli çocuklarda bağımsız yaşam becerilerinin önemi vurgulandı. Uzmanlar, aşırı korumacılığın özgüven ve sorumluluk gelişimini zayıflattığını belirtiyor.

SEVGİ HER ENGELLİ AŞMAZ:

Engelli Çocuklarda Bağımsız Yaşam Becerilerinin Önemi

Bir anne-babanın çocuğunu korumak istemesi kadar doğal bir duygu yoktur. Hele ki çocuk bir engelle yaşıyorsa bu koruma isteği çoğu zaman daha da güçlenir. Anne-baba çocuğunun üzülmesini istemez, zorlanmasını istemez, hata yapmasını istemez. Bu çok insani bir durumdur.

Ancak bazen iyi niyetle yapılan aşırı korumacılık, uzun vadede çocuğun önündeki en büyük engellerden birine dönüşebilir.

Çünkü hayatın acı gerçeklerinden biri şudur:

Çocuklukta yapılmayan bazı hazırlıkların bedeli yetişkinlikte ödenir.

Engelli çocukların eğitimi denildiğinde çoğu insanın aklına okul başarısı, fizik tedavi ya da akademik gelişim gelir. Oysa en az bunlar kadar önemli bir konu daha vardır:

Bağımsız yaşam becerileri.

Kendi kararını verebilmek, kendi işini yapabilmek, sorumluluk alabilmek, hata yapabilmek ve gerektiğinde hatasının sonuçlarıyla yüzleşebilmek...

Aslında yetişkin olmanın temel taşları bunlardır.

Bir çocuğun ayakkabısını bağlaması, odasını toplaması, kendi çantasını hazırlaması, para kullanmayı öğrenmesi, toplu taşımada yol bulması ya da kendi adına bir telefon görüşmesi yapabilmesi küçük gibi görünen ama geleceği şekillendiren becerilerdir.

Ne yazık ki bazı aileler, çocuklarını koruduklarını düşünürken bu fırsatları onların elinden alabiliyor.

"Ben yaparım."

"Sen yorulma."

"Sen karıştırma."

"Sen beceremezsin."

Bu cümleler çoğu zaman sevgiyle söyleniyor. Fakat yıllar içinde çocukta fark edilmeden başka bir mesaj bırakabiliyor:

"Ben yapamam."

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Ünlü psikolog Albert Bandura'nın üzerinde durduğu önemli kavramlardan biri "öz yeterlik"tir. Yani kişinin bir işi başarabileceğine dair kendi inancı.

Bir insanın özgüveni sadece övülerek gelişmez. Asıl özgüven, bir işi kendi başına yapabildiğini deneyimleyerek oluşur.

Düşen, kalkmayı öğrenir.

Yanılan, doğruyu bulmayı öğrenir.

Sorumluluk alan, kendine güvenmeyi öğrenir.

Bu nedenle engelli çocukların hayatındaki en büyük desteklerden biri, onların yerine her şeyi yapmak değil; yapabilecekleri şeyleri yapmalarına fırsat vermektir.

Elbette bu süreç kolay değildir.

Çocuk hata yapacaktır.

Bazen başarısız olacaktır.

Bazen yavaş ilerleyecektir.

Ama unutulmamalıdır ki gelişim tam da bu süreçlerin içinden geçerek gerçekleşir.

Filozof Friedrich Nietzsche'nin sıkça alıntılanan bir sözü vardır:

"Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir."

Bu söz her duruma uygulanamaz belki ama yaşamın küçük zorlukları için önemli bir gerçeği hatırlatır:

İnsan, mücadele ederek güçlenir.

Mücadeleden tamamen uzak tutularak değil.

Peki çocukluk döneminde bağımsız yaşam becerileri yeterince desteklenmezse ne olur?

Bunun etkileri çoğu zaman yetişkinlikte ortaya çıkar.

Bugün kırk yaşında, elli yaşında olan bazı bireylerin yaşadığı sorunların kökeninde bazen çocukluk yıllarında edinilemeyen bu beceriler bulunabilir.

Örneğin kişi karar vermekte zorlanabilir.

Sorumluluk almaktan kaçınabilir.

Karşılaştığı her sorunda bir kurtarıcı arayabilir.

Hayatındaki olumsuzlukların nedenlerini sürekli dışarıda arayabilir.

İş yerinde sorun yaşadığında patronu suçlar.

İlişkisi bittiğinde yalnızca karşı tarafı suçlar.

Arkadaşlıkları bozulduğunda hep diğer insanları hatalı görür.

Elbette bazen gerçekten karşı taraf hatalı olabilir. Ancak insanın kendi payını hiç görememesi başka bir soruna işaret eder.

Psikolojide buna bazen "dışsal kontrol odağı" denir. Yani kişinin yaşadığı her şeyin sorumluluğunu sürekli dış faktörlere yüklemesi.

Oysa olgunlaşmanın önemli göstergelerinden biri şu soruyu sorabilmektir:

"Bu olayda benim payım neydi?"

Bu soru kolay değildir.

Çünkü insanın kendisiyle yüzleşmesini gerektirir.

Ancak gelişimin yolu da buradan geçer.

Kendi davranışlarını değerlendirebilen bireyler değişebilir.

Kendi payını görebilen bireyler gelişebilir.

Sürekli başkalarını suçlayan bireyler ise çoğu zaman aynı sorunları tekrar tekrar yaşamaya mahkûm kalırlar.

Tarihçi ve düşünür İbn Haldun, insanın alışkanlıklarının karakter üzerindeki etkisini vurgular. Çocuklukta edinilen alışkanlıklar zamanla kişiliğin bir parçası hâline gelir.

Bu nedenle bağımsızlık da tıpkı bir kas gibidir.

Kullanıldıkça güçlenir.

Kullanılmadıkça zayıflar.

Anne-babaların kendilerine şu soruyu sormalarında fayda vardır:

"Bugün çocuğumun yerine yaptığım şey, yarın onun tek başına yapmak zorunda kalacağı bir şey mi?"

Eğer cevap "evet" ise, belki de bir adım geri çekilmenin zamanı gelmiştir.

Çünkü gerçek sevgi bazen çocuğun önündeki tüm taşları kaldırmak değildir.

Bazen onun o taşların üzerinden nasıl geçeceğini öğrenmesine yardımcı olmaktır.

Engelli çocukların da tıpkı diğer çocuklar gibi hata yapmaya, denemeye, başarısız olmaya, yeniden başlamaya ve kendi hayatlarının sorumluluğunu yavaş yavaş üstlenmeye ihtiyaçları vardır.

Çünkü bugünün çocuğu yarının yetişkinidir.

Ve bir gün anne-babalar yanında olmayacaktır. O gün geldiğinde geriye bırakılabilecek en değerli miras para, ev ya da mal varlığı değil; kendi ayakları üzerinde durabilen, karar verebilen, sorumluluk alabilen ve gerektiğinde aynaya bakıp kendi payını görebilen bir birey yetiştirmiş olmaktır.