“Neden ben?” sorusuna cevap aramak yerine, hayatla ne yapacağını sormak insanı güçlendirir. Anlam; aile, umut ve emekle inşa edilir.

ANLAMIN İNŞASI PARANTEZİNDENEDEN BEN

İnsan hayatında bazı sorular vardır ki cevabı yoktur. Ya da daha doğrusu, verilen hiçbir cevap insanı tam anlamıyla tatmin etmez.

Engelli bireylerin zihninden de zaman zaman geçen sorulardan biri şudur:

“Neden ben?”

Bu soru ilk bakışta çok doğal görünür. Hatta son derece insani bir sorudur. Çünkü insan başına gelen zorlayıcı bir durum karşısında nedenini arar. Bir sebep bulmak ister. Dünyanın adil olduğuna inanmak ister.

Fakat burada önemli bir gerçek vardır:

Bazı soruların cevabı yoktur.

Ve bazen insanı tüketen şey cevapsızlık değil, cevabı olmayan bir sorunun peşinden yıllarca koşmaktır.

Bir çocuğun Serebral Palsili doğmasının, bir gencin görme engelli olmasının ya da bir bireyin hayatının bir döneminde engelli hale gelmesinin arkasında tıbbi açıklamalar olabilir. Ancak bu açıklamalar çoğu zaman varoluşsal soruya cevap vermez.

Çünkü kişi aslında şunu sormaktadır:

“Neden bu hayat bana verildi?”

İşte burada felsefenin ve psikolojinin alanına giriyoruz.

“Neden Ben?” Sorusunun Çıkmazı

“Neden ben?” sorusunun en büyük sorunu, insanı sürekli geçmişe bağlamasıdır.

Bu soru insanı harekete geçirmez.

Aksine durdurur.

Çünkü cevap bulunamaz.

Diyelim ki bir cevap bulundu.

Ne değişecektir?

Hayat yeniden mi başlayacaktır?

Geçmiş değişecek midir?

Çoğu zaman hayır.

Bu nedenle psikiyatrist ve toplama kampı tanığı Viktor Frankl'ın yaklaşımı son derece önemlidir.

Frankl'a göre insanın temel ihtiyacı mutluluk değil, anlamdır.

Hayatın anlamı hazır halde bulunmaz.

İnsan onu üretir.

Kurduğu ilişkilerle.

Yaptığı işle.

Sevdiği insanlarla.

Ürettiği eserlerle.

Dokunduğu hayatlarla.

Kısacası yaşama verdiği cevaplarla.

Anlam Bulunmaz, İnşa Edilir

Bazı insanlar hayatın anlamını bir gün keşfedeceklerini düşünür.

Oysa çoğu zaman anlam bir keşif değil, bir inşadır.

Bir öğretmenin öğrencisine dokunmasıdır.

Bir annenin çocuğuna sarılmasıdır.

Bir babanın çocuğuna cesaret vermesidir.

Bir gencin bir hayvanı sahiplenmesidir.

Bir insanın sabah kalkmak için kendine bir neden bulmasıdır.

Anlam çoğu zaman büyük olaylarda değil, küçük sorumluluklarda saklıdır.

Ailenin Rolü: Anlamın İlk Atölyesi

İşte burada aile devreye giriyor.

Bir çocuğun dünyayla kurduğu ilk ilişki ailesi aracılığıyla şekillenir.

Engelli bir çocuk için bu durum çok daha önemlidir.

Çocuk önce kendisini ailesinin gözlerinde görür.

Eğer aile sürekli korku içindeyse çocuk da korkar.

Eğer aile sürekli çaresizlik hissediyorsa çocuk da çaresizliği öğrenir.

Eğer aile sürekli "Sen yapamazsın" diyorsa çocuk da buna inanır.

Ama aile şöyle diyorsa:

"Hayat zor olabilir ama yaşayacağız."

"Bazı şeyler farklı olabilir ama deneyeceğiz."

"Düşebilirsin ama yeniden kalkacağız."

İşte o zaman çocuk yalnızca beceri değil, hayat karşısında bir duruş öğrenir.

Aile sadece yemek veren, bakım sağlayan bir kurum değildir.

Aile aynı zamanda anlam üretiminin ilk okuludur.

Anlamsızlığın Psikolojik Bedeli

İnsan anlam duygusunu kaybettiğinde ortaya yalnızca mutsuzluk çıkmaz.

Daha derin bir şey ortaya çıkar.

Boşluk.

Amaçsızlık.

Yönsüzlük.

Umutsuzluk.

Bir süre sonra kişi yaşamın seyircisine dönüşebilir.

Hayatın öznesi olmak yerine izleyicisi olur.

Sabahları kalkmak zorlaşır.

Yeni şeyler denemek anlamsız gelir.

İnsan ilişkileri zayıflar.

Gelecek sisli görünmeye başlar.

Bazı bireylerde sürekli öfke görülür.

Bazılarında ise derin bir umursamazlık.

Çünkü insanın ruhu da beden gibi bir şeye ihtiyaç duyar:

Bir neden.

Sonuç

Belki de mesele hiçbir zaman “Neden ben?” sorusunun cevabını bulmak değildir.

Belki asıl mesele şudur:

“Madem buradayım, bu hayatla ne yapacağım?”

Bu soru daha zor olabilir.

Ama aynı zamanda daha özgürleştiricidir.

Çünkü ilk soru geçmişe bakar.

İkinci soru geleceğe.

İlk soru insanı bekletir.

İkinci soru harekete geçirir.

Ve belki de insanın gerçek gücü, hayatın ona ne verdiğinde değil; kendisine verilenlerle nasıl bir anlam kurduğunda ortaya çıkar.

Bu yolculukta ailenin rolü ise tartışılmazdır.

Çünkü anlam çoğu zaman önce bir evde filizlenir.

Bir anne babanın bakışında.

Bir cesaret cümlesinde.

Bir başarısızlık karşısında gösterilen sabırda.

Ve çocuk büyüdüğünde yanında taşıdığı en değerli şey de işte budur:

Hayatın her zaman adil olmayabileceğini bilmesine rağmen, yine de yaşamaya değer olduğuna dair inancı.

File 000000008Fb871F49472C3Bf71Dd78Fb