Parlak paketlere aldanıyoruz. Üründe, insanda, ilişkide… Açınca fark ediyoruz: içi boş olanın bedeli bazen hayattan kesiliyor.

PAKET…

Pakete takıntımız hiç bitmedi bizim. Bu gidişe bakılırsa biteceğe de benzemiyor. Hep pakete aldandık biz, hepten gözlerimizi kamaştırdı. Çünkü yormuyor bizi seçenekler çoğaldıkça seçimlerimizde zorlaşıyor, bizde kısa yoldan, paketi en janjanlı olanını seçiveriyoruz fiyongu falanda olursa gözümüz kesinlikle geride kalmıyor. İçimizde bir rahatlama sahip olduğumuz janjanlı ile yakın ve uzak sosyal çevremizde kısa süreli de olsa havalı bir turlama yapmamak için hiçbir neden yok.

Peki, sonrası yani orta ve uzun vade de neler oluyor;

Paketi oldukça büyük olan bir ürünü açtığımızda ve yarısının boş olduğunu gördüğümüzde salak yerine konduğumuzu anlıyoruz. Biliyorum çok basit bit örnekti fakat keşke sadece patates cipsi için geçerli olsaydı, ama değil.

Aynı fragman insan içinde geçerli. Hele hele özellikle kadın erkek ilişkilerinde dışarıdan oldukça güzel paketlenmiş fiyoglu, janjanlı, büyük boy gördüğü insanı alıp eve geldiğinde paketin yarısının boş olduğunu anlamak ve yaşamak durumunda kalmak kadın içinde erkek için de patates cipsinde yediği kazık kadar ucuza patlamıyor. Bazıları maalesef hayatıyla ödüyor paketin fiyatını.