Engelli bireyler için seyahat hâlâ bir mücadele. Erişilebilir turizm lütuf değil, eşit yaşam hakkıdır. Sorun teknik değil, bakış açısıdır.

Bir Şehri Gezmek, Bir Hayatı Gezmek Kadar Zor Olmamalı

Bir insanın en temel özgürlüklerinden biri hareket etmektir. Sokağa çıkmak, yola koyulmak, başka şehirler görmek, başka ufuklara bakmak… Bunlar lüks değil, hayatın kendisidir. Fakat engelli bireyler için bu en doğal hak, çoğu zaman aşılması güç bir duvara dönüşüyor.

Samsun’da beş ayrı gezi firmasıyla yüz yüze görüşüldüğünde verilen cevaplar neredeyse birbirinin kopyası:

“Size uygun araç yok.”

“İnip binmek için destek sağlayamayız.”

“Bu tarz turları organize etmiyoruz.”

Cümleler teknik görünüyor, fakat arkasında çok daha ağır bir gerçek yatıyor: Engelli bireyin şehir dışına çıkma ihtiyacı, talebi, hayali dikkate bile alınmıyor.

Bu yalnızca bir organizasyon eksikliği değil, bu bir bakış açısı problemidir.

Çünkü engelli birey şehir içinde nasıl bağımsız hareket edebiliyorsa, aynı birey günübirlik bir geziye de gidebilmeli, konaklamalı bir tura da katılabilmeli, otelde de kalabilmeli. Bu bir “özel hizmet” değil, eşit yaşam hakkıdır.

Engelli birey önce evine hapsolur. Sonra mahallesine. Sonra şehrine.

Giderek küçülen bir çemberin içinde yaşamaya zorlanır.

Oysa insan, kafasının içindeki hayalleri yaşayabildiği kadar özgürdür.

Güzel ülkemizin gezilecek sayısız yeri var. Doğası, tarihi, kültürü, manzaraları… Fakat bu güzelliklerin önemli bir kısmı, engelli bireyler için sadece fotoğraflarda kalıyor. Çünkü fiziksel engeller kadar, zihinsel engeller de var.

Bir rampayı yapmak zor değil.

Bir aracı uyarlamak zor değil.

Bir tur programını erişilebilir tasarlamak zor değil.

Zor olan, bunu düşünmek.

Engelli birey gezemediği zaman, aslında ailesi de gezemiyor. Çünkü bu hayat bir bütün. Bir kişi kısıtlandığında, etrafındaki herkesin hareket alanı daralıyor. Sosyal hayat yalnızca bireyi değil, aileyi de içine alan bir yapı. Bu nedenle erişilebilir turizm, sadece engelliler için değil, toplumun tamamı için bir kazanım.

Bugün bir gezi firmasının “uygun araç yok” demesi, aslında şunu söylüyor:

“Biz bu ihtiyacı hiç düşünmedik.”

Oysa bu ihtiyaç var. Hem de çok güçlü bir şekilde var.

Engelli bireylerin de görmek, gezmek, keşfetmek, sosyalleşmek, konaklamak, deneyimlemek hakkı var. Bu bir talep değil, bir haktır.

Kapının önüne çıkınca başlayan onlarca sorun, aslında çözülebilir sorunlardır. Planlama, niyet ve bilinçle ortadan kaldırılabilecek sorunlar.

Engellilik bir bireyin kaderi olabilir.

Ama erişilemezlik, toplumun tercihidir.

Bir şehir, kaldırımlarıyla değil; o kaldırımlardan kimlerin geçebildiğiyle medeni olur.

Bir turizm anlayışı, sattığı paketlerle değil; kapsadığı insanlarla değer kazanır.

Engelli bireyler hayal kurmaktan vazgeçmemeli.

Ama daha önemlisi, toplum onların hayallerine engel olmaktan vazgeçmeli.