Engelli bireyler, kendi engellerinden çok erişilemeyen şehirlerle mücadele ediyor. Erişilebilirlik eksikliği artık açık bir hak ihlalidir.

Kaldırımlar Kimin? Şehir Kimin?

İzmir’den Samsun’a birçok şehirde engelli bireyler yalnızca kendi engelleriyle değil, erişilemeyen şehirlerle mücadele ediyor. Kaldırımlar işgal altında, rampalar yetersiz, insanlar duyarsız… Bu tablo artık bir eksiklik değil, açık bir hak ihlalidir.

Bir gerçeği artık açık açık konuşalım…

Bu ülkede binlerce insan, sadece yürüyemediği, göremediği ya da duyamadığı için değil,

şehirler yeterince kapsayıcı olmadığı için evlerine mahkûm yaşıyor.

Bu bir kader değil.

Bu, önlenebilir bir ihmaldir.

Kaldırımlar Yayaların , Araçların ?

Sokaklara çıkın…

İzmir’de, Samsun’da ya da birçok şehirde benzer bir manzara ile karşılaşırsınız.

Kaldırımlar, olması gerektiği gibi yayalara ait değil.

Araçlar, motosikletler ve düzensiz parklar bu alanları işgal ediyor.

Peki bir an durup düşünelim: Bugün kaldırıma park ettiğimizde, kimi durdurduğumuzu gerçekten biliyor muyuz?

Tekerlekli sandalyedeki bir birey için bu durum: hareket edememek demektir.

Görme engelli bir birey için ise: ciddi bir güvenlik riskidir.

Bu davranış yalnızca bir kural ihlali değil, doğrudan hak ihlalidir.

Erişilebilirlik mi, Göstermelik Düzen mi?

Kamu binalarında erişilebilirlikten söz ediliyor.

Ancak çoğu zaman girişte basamaklar duruyor.

Rampalar yapılıyor.

Ama standartlara uygun olmayan eğimler ya da yanlış konumlandırmalar nedeniyle kullanılamıyor.

Toplu taşıma araçları uygun deniyor.

Ama pratikte her zaman erişilebilir değil.

Sonra şu soru soruluyor: “Engelli bireyler neden sosyal hayata yeterince katılamıyor?”

Cevap aslında açık: Çünkü şehir, her birey için eşit işlemiyor.

İzmir veya Samsun: Farklı Başlangıçlar, Benzer Sorunlar

İzmir, bazı alanlarda daha ileri uygulamalara sahip.

Toplu taşımada ve belirli kentsel düzenlemelerde olumlu örnekler mevcut.

Ancak sahaya bakıldığında:

Erişilebilirlik sürekliliği her bölgede sağlanamıyor,

Kaldırım işgalleri yaygınlığını koruyor,

Standart uygulama eksikliği dikkat çekiyor.

Samsun’da ise iyi niyetli çalışmalar ve farkındalık çabaları mevcut.

Ancak uygulamada:

Fiziksel erişim sürekliliği sınırlı,

Denetim mekanizmaları yeterince etkin değil.

Dolayısıyla iki şehirde veya diğer şehirlerde farklı düzeylerde olmakla birlikte ortak bir gerçek öne çıkıyor:

Erişilebilirlik hâlâ bütüncül ve kesintisiz bir hak olarak tesis edilebilmiş değil.

Bu Sadece Şehircilik Sorunu Değil

Bu mesele yalnızca teknik bir düzenleme meselesi değildir.

Aynı zamanda:

5378 Sayılı Engelliler Hakkında Kanun,

Anayasa’nın eşitlik ilkesi,

Ve tarafı olduğumuz Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir hak meselesidir.

Dolayısıyla erişilebilirliğin sağlanmaması: yalnızca bir eksiklik değil, hukuki sorumluluk doğuran bir durumdur.

Hakların kullanılmadığı yerde, o haklar fiilen yok hükmündedir.

Sorunun Adı: Zihniyet ve Denetim Eksikliği

Bugün gelinen noktada sorun bilgi eksikliği değil.

Mevzuat var

Teknik bilgi var

Uygulama örnekleri var

Ancak eksik olan iki temel unsur dikkat çekiyor:

Etkili denetim ve süreklilik

Bir araç kaldırımı işgal ettiğinde, bu yalnızca bireysel bir hata değildir.

Bu, denetim mekanizmasının yeterince işlememesidir.

Bir şehirde bir engelli birey, bağımsız şekilde sokağa çıkamıyorsa, o şehir erişilebilirlik sınavını verememiştir.

Bu durum yalnızca engelli bireyleri değil, toplumun tamamını ilgilendirir.

Çünkü erişilebilirlik, herkes için daha yaşanabilir bir şehir demektir.

Son söz olarak

Kaldırımlar işgal altındaysa…

Rampalar işlevsizse…

Şehir bazı bireyleri dışarıda bırakıyorsa… Sorun bireylerde değil. Bu, ortak bir sorumluluk alanıdır.

Ve artık şu gerçeği kabul etmeliyiz: Erişilebilirlik bir tercih değil, ertelenemez bir haktır.

Çünkü bu şehir ya gerçekten hepimizin olacak, ya da bazılarını dışarıda bırakan eksik bir düzen olarak kalacaktır.