Görmezden gelinen, yalnız bırakılan insanların hikâyesi. Öteki sandıklarımızla yüzleşme çağrısı
Hayatın Kadraja Almadıkları
Hayatın yorduğu insanlar vardır.
Öyle “yoruldum” deyip dinlenenlerden değil.
Yorulup orada bırakılanlardan.
Görmezden gelinirler.
Bakılır ama görülmezler.
İnsanların yanından geçerken hızlandığı,
Çocukların gözünü kaçırdığı insanlar…
Per perişandırlar.
Sokakta vardırlar.
Parkta, bankta, sahilin en soğuk köşesinde.
Bazen de “Dur dünya, inecek var” deyip
Kendini hayattan aşağı bırakanlar arasında.
Her şeyden önce insandırlar.
Bunu hatırlatmak zorunda kalmak bile ayıp aslında.
Adamdırlar, kadındırlar.
Ama hayat onlara hiçbir zaman
“Seç” dememiştir.
Hep “katlan” demiştir.
Hiç doyasıya gülememiştir çoğu.
Gülmek lüks gibidir onların hayatında.
Çünkü karın doymazken,
İnsan içinden kahkaha çıkarmayı öğrenemez.
Pahalı markaların adını bilir belki.
Televizyondan, vitrinden, uzaktan…
Ama tadını bilmez.
Zaten tadına bakmak değil,
Uzaktan bakmak öğretildi onlara.
Bir kahve butikine girip
İsmi uzun, kendisi küçük fincanlardan
Hiç içmemiştir.
Menü açıp
“Şundan istiyorum” demek
Onların dünyasında yoktur.
Çünkü onların hayatında
İstek değil, mecburiyet vardır.
Belki hiç aile kuramamıştır.
Belki “aile” kelimesi
Sadece başkalarının ağzında duyduğu bir şeydir.
Bir sofra etrafında toplanmak,
Birinin “neredesin” diye merak etmesi
Masal gibidir.
Bir cep telefonu yoktur çoğunun.
“Seni nasıl bulacağım?” dendiğinde
Hiç düşünmeden cevap verirler:
“Şu köprünün oraya gel.”
Çünkü köprüler
Onların evi olmuştur.
En sağlam duvarları,
En tanıdık tavanları…
Köprüler onların
Anne babasıdır bazen.
Ve yürekleri…
Kimse inanmaz ama
Yürekleri kocamandır.
Sokakta bulduğu son fırt sigarayı uzatır sana.
Birinin “al” deyip attığı
Beş lirayı bile paylaşır.
Çünkü yokluk,
Herkesi küçültmez.
Bazı insanları daha da insan yapar.
Onların hiç ağa babası olmamıştır.
Gece “nerede kaldın” diye arayan anneleri yoktur.
Uyuyamayıp bekleyen kimseleri yoktur.
Onları yürekten sevmiş,
“Ben buradayım” demiş bir sevdicekleri de…
Ve biz…
Biz onlara “öteki” deriz.
Rahatsız olmamak için.
Vicdanımız sızlamasın diye.
Ama acı bir gerçek vardır:
Öteki olan onlar değildir.
Öteki, bakıp geçen biziz.
Görüp susan biziz.
Kalbini kapatıp yoluna devam eden biziz.
Onlar yalnız doğar.
Yalnız yaşar.
Yalnız ölür.
Hayatın malulen emeklileridir belki
Ama en güzel duyguların gazileridir.
Kendi isimlerini bile unutmuş olanları vardır.
Çünkü kimse o ismi
Sevgiyle söylememiştir.
Keşke bir gün…
Sadece bir gün
Durup sorabilseler:
“Neden?”
Belki cevap gelmezdi.
Ama bazen insan
Cevaptan çok
Sorabilmeye ihtiyaç duyar.
Ve keşke bir gün
Hayat onların karşısına geçse.
Ne yargılasın.
Ne geçmişi kurcalasın.
Ne de akıl versin.
Sadece bir fotoğrafçı gibi dursun karşılarında.
Uzun uzun baksın.
Ve desin ki:
“Tamam…
Şimdi mutlu olma sırası sizde.
Gülümseyin.
Çekiyorum.”