Çanakkale’de açlık, yokluk ve ölüm karşısında direnen milletin zaferi; ezan susmadı, bayrak inmedi, şehitler unutulmadı.
ÇANAKKALE: BİR MİLLETİN KALBİ, BİR DESTANIN ADI
Toprağa düşen her yağmur damlası gibi değildi o günlerin gözyaşı…
Daha ağırdı, daha yakıcıydı.
Çünkü o toprak, yalnızca suyu değil; anaların duasını, babaların suskunluğunu, yarım kalmış hayatları emiyordu içine.
Ve Çanakkale…
Bir coğrafyadan çok daha fazlasıydı artık.
Bir milletin yeniden doğduğu yerdi.
1915…
Dünyanın en güçlü orduları, en gelişmiş silahlarıyla bir avuç vatan toprağına göz dikti.
Ama hesaba katmadıkları bir şey vardı:
İnanç.
Cephedeki asker, üniformasından önce imanını giydi.
Sırtında mermi değil, milletin yükü vardı.
Ve o yük, ne açlıkla ne yorgunlukla yere düşmedi.
Çünkü o asker, sabah üzüm hoşafıyla güne başlıyordu.
Yanında bir tas buğday çorbası…
Bazen o da yoktu.
Gün boyu süren çatışmaların ortasında, açlık artık bir ihtiyaç değil; unutulmuş bir ayrıntıydı.
Bir öğün bile nasip olmayan günlerde, tek doydukları şey vatan sevgisiydi.
Ve insan bazen sadece inançla da doyar…
Çanakkale bunu öğretti.
Ama bu destan yalnızca cephede yazılmadı.
Arka planda başka bir savaş vardı.
Sessiz ama en az cephe kadar güçlü.
Analar…
Kadınlar…
Nene Hatun ruhuyla yoğrulmuş o yürekler…
Oğlunu askere gönderirken gözünden yaş süzülse de sesi titremedi:
“Ezan susacaksa
Bayrak inecekse
Kur’an gidecekse
Ölmeden gelme oğul…”
İşte o cümle, bir annenin değil; bir milletin iradesiydi.
O sözle büyüyen evlat, geri dönmeyi değil; şehit olmayı göze aldı.
Kadınlar sadece uğurlamadı…
Cephane taşıdı.
Yaralı sardı.
Aç kaldı.
Ama asla boyun eğmedi.
Onlar savaşmadı diyenler, Çanakkale’yi hiç anlamamıştır.
Çünkü o savaşta kadınlar, cephe gerisinde bir ordudan daha fazlasıydı.
Ve sonra…
Toprak, en kıymetli emanetini aldı:
Şehitler.
Daha bıyığı terlememiş gençler…
Bir defterin arasına sıkışmış hayaller…
Yarım kalmış sevdalar…
Ama hiçbirinin hikâyesi yarım kalmadı.
Çünkü onların ölümü, bir milletin sonsuzluğa yürüyüşü oldu.
Çanakkale’de kurşun sadece bedenleri delmedi…
Tarihi de değiştirdi.
Düşman geri çekildi.
Ama ardında sadece bir yenilgi bırakmadı.
Bir gerçeği kabul etti:
Bu millet diz çökmez.
Çanakkale Zaferi, bir savaşın kazanılması değildir sadece.
Bir milletin “Ben buradayım” diye haykırışıdır.
Bugün bizler rahat bir nefes alıyorsak,
Bir sabah kahvemizi huzurla içebiliyorsak,
Bir bayrağın altında özgürce yaşıyorsak…
Bunu, üzüm hoşafıyla doyan,
Açlığı unutan,
Ölümü hiçe sayan o insanlara borçluyuz.
Çanakkale geçilmedi.
Çünkü Çanakkale’de insanlar değil,
İnanç savaştı.
Ve inanç…
Hiçbir zaman yenilmedi.
Bizler izin vermedikçe
Ezan susmayacak,
Bayrak inmeyecek,
Kur’an gitmeyecek.
Çanakkale geçilmedi…
Ve biz var oldukça,
asla geçilmeyecek.
