, kendi varlığını büyütmek değil; toplumun birlikte düşünme ve birlikte hareket etme kapasitesini büyütmektir.
Birlikte Yapabilmenin Gücü
Sivil toplum, yalnızca ortak amaçlar etrafında kurulan dernek, vakıf ve benzeri yapılardan ibaret değildir. Onun asıl gücü, insanların ortak sorunları düşünebilmesinde, farklılıklarına rağmen ortak bir zeminde buluşabilmesinde ve toplumsal sorumluluk üstlenebilmesinde saklıdır. Belki de sivil toplumun gerçek başarısı, kuruluşlarını büyütmekten önce toplumun birlikte yapabilme kapasitesini geliştirmektir.
Birlikte Yaşamanın Ötesinde
İnsan tek başına düşünebilir, üretebilir ve karar verebilir. Ancak toplumsal hayat, bireysel çabaların toplamından daha fazlasıdır. Bazı sorunlar konuşulmadan anlaşılamaz, bazı ihtiyaçlar dayanışma olmadan karşılanamaz, bazı değişimler ise ortak bir irade oluşmadan gerçekleşemez. Sivil toplum tam da bu noktada ortaya çıkar. İnsanların yalnızca kendileri için değil, yaşadıkları toplum için de sorumluluk üstlenmeleri; ortak bir ihtiyaç, değer veya amaç etrafında gönüllü olarak bir araya gelmeleri onun temelini oluşturur.
Dernekler, vakıflar, platformlar ve gönüllü topluluklar bu iradenin kurumsal biçimleridir. Ancak sivil toplumun asıl anlamı kuruluşların sayısında değil; insanların kendi hayatlarını ve toplumu ilgilendiren konularda söz sahibi olabilme, sorumluluk üstlenebilme ve ortak çözümler üretebilme kapasitesinde saklıdır.
Kuruluşun Büyüklüğü, Toplumun Gücü Değildir
Bir ülkede çok sayıda sivil toplum kuruluşunun bulunması elbette önemlidir. Ancak kuruluş sayısı, tek başına güçlü bir sivil toplumun göstergesi değildir. Çok üyeli bir kuruluşta katılım sınırlı kalabilir; büyük kaynaklara sahip bir kurum beklenen toplumsal etkiyi oluşturamayabilir. Buna karşılık küçük bir gönüllü topluluğu, sınırlı imkânlarla güçlü bir dayanışma kültürü yaratabilir.
Bu nedenle asıl soru yalnızca “Ne kadar büyüdük?” değil, “Neyi büyüttük?” olmalıdır. İnsanların söz söyleme, sorumluluk alma, ortak karar verme ve çözüm üretme kapasitesi gelişiyorsa, kuruluş kendi sınırlarını aşan bir toplumsal değer üretmeye başlamış demektir.
Gönüllülükten Ortak Sorumluluğa
Sivil toplumun ruhunda gönüllülük vardır. Gönüllülük, yalnızca karşılığında ücret alınmadan yapılan bir faaliyet değil; insanın zamanını, bilgisini, emeğini veya yeteneğini ortak bir amaç için paylaşmasıdır. “Bana ne?” yerine “Ben ne yapabilirim?” diyebilmek, bireysel duyarlılığı toplumsal sorumluluğa dönüştüren önemli bir adımdır.
Bu bazen bir çocuğun eğitimine destek olmak, yaşlı bir insanın yanında bulunmak, çevreyi korumak, zor zamanlarda dayanışmak ya da dezavantajlı insanların yaşamını kolaylaştırmak şeklinde ortaya çıkabilir. Gönüllülüğün değeri, insanı yalnızca yardım eden konumunda bırakmamasıdır. Ona sorumluluk alma, dayanışma ve ortak bir amaç için emek verme deneyimi kazandırır.
Farklılıklarla Birlikte
Sivil toplumun önemli sınavlarından biri de farklılıklarla ilişkisidir. Toplum; farklı düşüncelerden, yaşam biçimlerinden, deneyimlerden ve önceliklerden oluşur. Bu farklılıkları ortadan kaldırmak ne mümkündür ne de gereklidir. Asıl mesele, farklı insanların ortak amaçlar etrafında çalışabileceği bir zemin oluşturabilmektir.
Bu nedenle bir sivil toplum kuruluşunda herkesin aynı düşünmesi değil, farklı görüşlerin ifade edilebilmesi, insanların birbirini dinleyebilmesi ve gerektiğinde ortak bir noktada buluşabilmesi değerlidir. Bir başkasını dinlemek, eleştiriye açık olmak, kendi düşüncesinin her zaman tek doğru olmayabileceğini kabul etmek ve ortak bir amaç için uzlaşabilmek; yalnızca kuruluşların iç işleyişi açısından değil, birlikte yaşama kültürü açısından da önemlidir.
Sivil toplum böylece yalnızca sorunların çözümüne katkı sunan değil, farklılıklarla birlikte yaşama kültürünün gelişmesine alan açan bir toplumsal deneyime dönüşebilir.
Değiştirmekten Önce Güçlendirmek
Sivil toplum, toplumsal değişimin önemli aktörlerinden biridir. Eğitimden çevreye, sosyal dayanışmadan kültüre kadar pek çok alanda değişime katkı sunabilir. Ancak belki bundan önce daha temel bir işlevi vardır: Toplumun birlikte düşünebilme ve birlikte hareket edebilme kapasitesini geliştirmek.
Çünkü insanların yerine karar veren ve bütün sorumluluğu kendi bünyesinde toplayan bir yapı, kısa vadede başarılı olabilir. Fakat insanların kendi sorunları karşısında söz sahibi olmasını, sorumluluk almasını ve çözüm üretmesini sağlayan yapı daha kalıcı bir etki bırakabilir.
Bu nedenle iyi bir sivil toplum kuruluşu, kendisine daha fazla insan bağımlı hale geldikçe değil; insanlar kendi başlarına ve birlikte daha fazla şey yapabilir hale geldikçe güçlenen kuruluştur.
Büyüyen Kuruluş mu, Güçlenen Toplum mu?
Belki sivil toplumun geleceğini konuşurken ilk sorumuz “Kuruluşlarımızı nasıl büyütürüz?” olmamalıdır. Daha temel bir soru vardır:
Toplumun birlikte düşünme ve birlikte hareket etme kapasitesini nasıl büyütürüz?
Çünkü güçlü sivil toplum, yalnızca çok sayıda kuruluşun bulunduğu toplum değildir. İnsanların ortak meseleler karşısında söz söyleyebildiği, sorumluluk alabildiği, farklılıklarıyla birlikte çalışabildiği ve gerektiğinde ortak bir amaç etrafında buluşabildiği toplumdur.
Bu nedenle sivil toplumun en büyük başarısı, kendi varlığını büyütmek değil; toplumun birlikte düşünme ve birlikte hareket etme kapasitesini büyütmektir.
Belki de asıl soru, kuruluşlarımızın ne kadar büyüdüğü değil, onların içinden geçen insanların toplum için ne kadar güçlendiğidir.
Büyüyen kuruluşlar mı istiyoruz, yoksa birlikte daha fazlasını yapabilen güçlü bir toplum mu?