Engelli hakları araç tartışmasına sıkıştı. Oysa asıl sorun, temel ihtiyaçlara erişemeyen binlerce insanın sessiz mücadelesi. Artık lüks değil yaşam konuşulmalı.
LÜKSÜ DEĞİL, YAŞAMI KONUŞALIM!
Son günlerde engelli bireylerin araç alımında uygulanan ÖTV muafiyeti üzerinden koparılan fırtınayı izliyorum. Herkes öfkeli. Herkes tedirgin. Herkes “hak gaspı” diyor.
Peki gerçekten konuştuğumuz şey hak mı?
Yoksa yıllardır görmezden gelinen büyük bir adaletsizliğin içindeki küçük bir parçaya mı takıldık?
Evet, açık konuşalım. ÖTV muafiyeti önemli bir haktır. Kimsenin elinden alınmamalıdır. Devlet, verdiği hakkı geri almak yerine iyileştirmekle yükümlüdür. Bu tartışmanın bu yönü doğrudur.
Ama eksiktir.
Çünkü bu ülkede engellilerin yaşadığı sorunlar bir otomobilin fiyatından ibaret değildir.
Bugün birileri araç alımındaki avantajın peşine düşerken, başka bir engelli kardeşimiz tekerlekli sandalyesinin lastiğini değiştiremediği için evinden çıkamıyor.
Birileri 5 yıl sıfır araç kullanmanın hesabını yaparken, bir başkası 3 bin liralık engelli maaşıyla hayatta kalmaya çalışıyor.
Birileri “elimden hak alındı” diye bağırırken, zaten hiçbir hakkına ulaşamayanların sesi duyulmuyor.
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Engelli maaşları, adı maaş bile denemeyecek seviyede. Üstelik gelir testleriyle daha da budanıyor.
%40 engelli raporu olan bireyler, tek bir organdan yeterli oran alamadıkları için sistem dışına itiliyor.
Evde bakım destekleri keyfi kesintilere uğruyor.
Ulaşım indirimleri firmaların insafına bırakılmış durumda.
İletişim indirimleri sembolik hale gelmiş.
Medikal cihazlara erişim ise çoğu zaman bağışlara kalmış.
Ama bunlar konuşulmuyor.
Çünkü bunlar “gösterişli” değil.
Çünkü bunlar rant üretmiyor.
Çünkü bunlar sessiz insanların derdi.
Bugün yaşanan tartışma bize şunu gösteriyor:
Engelli hakları içinde bile derin bir eşitsizlik var.
Bir tarafta sistemi avantaja çevirebilenler,
Diğer tarafta yaşam mücadelesi verenler…
Ve ne yazık ki kamuoyu, her zaman daha güçlü olanın sesini duyuyor.
Buradan açıkça söylüyorum:
Engelli hakları lüks üzerinden tartışılamaz.
Engelli politikası, otomobil fiyatlarıyla ölçülemez.
Adalet, en çok ihtiyacı olandan başlamalıdır.
Eğer gerçekten bir düzenleme yapılacaksa, önce şu sorulara cevap verilsin:
Bir engelli neden temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor?
Neden bir tekerlekli sandalye lüks haline geldi?
Neden insanlar yaşam hakkı için bağış kampanyalarına mahkûm ediliyor?
Bu sorular cevaplanmadan yapılan her tartışma eksiktir.
Ve eksik adalet, adalet değildir.
Bugün “hak gaspı” diye bağıranlara sesleniyorum:
Evet, hak gaspına karşı çıkalım. Ama sadece kendimiz için değil.
Gerçek mücadele, en zayıfın hakkını savunmaktır.
Çünkü bir toplumun vicdanı, en güçsüzüne nasıl davrandığıyla ölçülür.
Ve biz hâlâ en temel hakkı, yani onurlu yaşamı konuşamıyorsak,
ortada sadece bir sorun değil, büyük bir vicdan eksikliği vardır.
Artık lüksü değil, yaşamı konuşalım.
