8 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü iş hayatında kadınların maruz kaldığı mobbing, itibar suikastı ve cam tavanlar.

Çiçeklerin Ardındaki Gerçek: 8 Mart ve Kurumsal Sessizlik

Her yıl aynı sahne…

Sosyal medyada pembe filtreler, “kadınlar çiçektir” sloganları ve vitrinleri süsleyen indirim kampanyaları.

Oysa 8 Mart yalnızca zarif sözlerin günü değildir. Bu tarih, 1857’de bir dokuma fabrikasında hayatını kaybeden kadın işçilerin bıraktığı ağır bir mirasın günüdür. Bir anma ve yüzleşme günüdür.

Bugün kadınların yaşadığı sorunları yalnızca sokaktaki şiddet vakalarıyla sınırlı görmek büyük bir gerçeği gözden kaçırmak anlamına geliyor. Çünkü şiddetin en görünmez biçimlerinden biri, kurumların içinde yaşanıyor.

İstatistik Değil, Hayatın Kendisi

Kadına yönelik şiddet çoğu zaman yalnızca fiziksel saldırı olarak düşünülür. Oysa iş hayatında çok daha sessiz ama yıkıcı bir şiddet biçimi vardır: psikolojik taciz yani mobbing.

Bu durum yalnızca bireysel bir sorun değildir; çoğu zaman kurumsal yapıların içinde sistematik olarak ortaya çıkar.

Bilginin Silah Olarak Kullanılması

Bir kamu kurumunda yıllarca başarılı projeler yürütmüş bir kadını düşünelim. Yönetim değiştiğinde projeleri sessizce elinden alınıyor, toplantılara çağrılmıyor ve kurumsal bilgilendirme listelerinden adı çıkarılıyor.

Daha sonra hiçbir somut veriye dayanmadan “performansın düştü” denilerek etkisiz hale getiriliyor.

Bu yalnızca bir yönetim tercihi değil; bilginin silah olarak kullanıldığı bir tür kurumsal şiddettir.

Toplum Önünde İtibar Suikastı

Benzer bir tablo özel sektörde de yaşanıyor.

Bir kadın çalışan, yeni yöneticisi tarafından toplantılarda sistematik biçimde küçümseniyor. Hazırladığı raporlar alaycı ifadelerle değersizleştiriliyor.

“Bu kadar basit bir işi bile yapamıyorsan burada ne işin var?” gibi sözler yalnızca bir eleştiri değil; mesleki itibarın bilinçli biçimde aşındırılmasıdır.

Bu durum insan onuruna yapılan planlı bir saldırıdır.

Eşitlik Bir Lütuf Değil

Kadınların çalışma hayatındaki varlığı bir ayrıcalık değildir. Yüzyıllardır süren eşitsizliklerin ardından verilen bir fırsat da değildir.

Yarışa metrelerce geriden başlatılan birine sonradan aynı kulvarda koşma izni vermek adalet değil, gecikmiş bir telafidir.

Fırsat eşitliği kurumların iyi niyetine bırakılacak bir mesele değil; hukukun denetimi altında olması gereken anayasal bir yükümlülüktür.

Farkındalıktan Eyleme

Bu nedenle 8 Mart’ta bize çiçek vermenize gerek yok.

Asıl ihtiyaç olan şey, kurumlarda liyakatin cinsiyetten bağımsız işlemesidir.

“Cam tavanları” ve “kadın işi – erkek işi” kalıplarını besleyen anlayış terk edilmelidir.

Şiddetin yalnızca kınandığı değil, hukuki yaptırımların kararlılıkla uygulandığı bir düzen kurulmalıdır.

Sonuç Yerine

Bir çalışma arkadaşınız toplantılardan sessizce dışlanıyorsa, emeği küçümseniyorsa veya itibarı sistematik biçimde zedeleniyorsa; sessiz kalmak aslında şiddetin devamına ortak olmaktır.

Kadınların korkmadan üretebildiği, emeğinin karşılığını alabildiği bir dünya yalnızca kadınlar için değil, insanlık onuru için gereklidir.

Çünkü kökü kurutulmuş bir ağaçta hiçbir dal çiçek açmaz.

Image 2-1