Önyargı Doğuştan Değil Aileden Gelir!

Çocuklar maske takmaz; engelli bireylere bakışları, içinde büyüdükleri evlerin dürüst bir aynasıdır. Önyargı doğuştan gelmez, ailede öğrenilir.

AYNA ÇOCUKLAR

Bir çocuğun bir engelli bireye nasıl baktığını dikkatlice izlerseniz, çoğu zaman yalnızca çocuğu değil, o çocuğun içinde büyüdüğü aileyi de görürsünüz.

Bu ilk bakışta abartılı bir iddia gibi gelebilir.

Ancak çocuklar hakkında unutulmaması gereken önemli bir gerçek vardır:

Çocuklar henüz yetişkinler kadar iyi rol yapamazlar.

Henüz toplumsal maskeleri ustalıkla kullanmayı öğrenmemişlerdir.

Henüz düşünceleri ile davranışları arasına kalın duvarlar örmemişlerdir.

Bu yüzden çocukların davranışları çoğu zaman içinden geldikleri dünyanın izlerini taşır.

Bir anlamda çocuklar, içinde büyüdükleri evlerin yürüyen aynalarıdır.

Bir Çocuğun Sorusu Aslında Kimin Sorusudur?

Serebral palsili bir birey yolda yürürken bir çocuk annesine dönüp:

"Anne, o abi neden farklı yürüyor?"

diye sorabilir.

Bu soru birçok yetişkini rahatsız eder.

Bazıları çocuğu hemen susturmaya çalışır.

"Sus, ayıp!"

"Bakma!"

"Öyle şey sorulmaz!"

Oysa çocuk çoğu zaman kötü niyetli değildir.

Merak etmektedir.

Dünyayı anlamaya çalışmaktadır.

Asıl önemli olan çocuğun sorusu değil, yetişkinin verdiği cevaptır.

Çünkü çocuk o anda yalnızca bir insanın neden farklı yürüdüğünü öğrenmez.

Aynı zamanda farklılıklara nasıl yaklaşması gerektiğini de öğrenir.

Çocukların Beden Dili de Konuşur

Çocuklar yalnızca sorularıyla değil, beden dilleriyle de çok şey anlatırlar.

Bazı çocuklar yaklaşır.

Merak eder.

Gözlem yapar.

Sonra gülümser.

Normal bir şekilde hayatına devam eder.

Bazıları ise belirgin biçimde çekinir.

Sanki karşısındaki kişi tehlikeli ya da korkulacak biriymiş gibi davranır.

Bu davranışların büyük bölümü doğuştan gelmez.

Öğrenilir.

Albert Bandura'nın sosyal öğrenme kuramına göre çocuklar yalnızca söylenenleri değil, gördüklerini de öğrenirler.

Anne-baba bir engelli bireyle karşılaştığında nasıl davranıyorsa çocuk da bunu kaydeder.

Anne-baba rahatsa çocuk da rahat olur.

Anne-baba tedirginse çocuk da tedirgin olur.

Anne-baba küçümseyiciyse çocuk da bunu öğrenir.

Aşırı Baskıcı Ailelerin Çocukları

Bazı çocuklar soru sormaya korkar.

Merak ederler ama yaklaşmazlar.

Yanlış bir şey yapmaktan çekinirler.

Sürekli yetişkinin yüzüne bakarlar.

Onay ararlar.

Bu çocuklarda çoğu zaman yoğun bir denetim altında büyümenin izleri görülebilir.

Çünkü eleştirel ve baskıcı aile ortamlarında çocuk zamanla kendi merakına güvenmemeyi öğrenir.

Sürekli hata yapmaktan korkar.

Sürekli yanlış anlaşılmaktan çekinir.

Aşırı Koruyucu Ailelerin Çocukları

Bazı çocuklar ise farklılıklarla karşılaştığında şaşkınlık yaşar.

Çünkü hayatın gerçek çeşitliliğiyle yeterince karşılaşmamışlardır.

Aşırı koruyucu aileler bazen çocuklarını yalnızca tehlikelerden değil, hayatın gerçeklerinden de korurlar.

Bu çocuklar engelli bireyleri, yaşlıları, farklı kültürleri ya da farklı yaşam biçimlerini yeterince tanımadan büyüyebilirler.

Sonuçta karşılaştıkları her farklılık onlar için olağanüstü bir durum gibi görünür.

Demokratik Ailelerin Çocukları

Bir de başka çocuklar vardır.

Sorular sorarlar.

Cevapları dinlerler.

İnsanlara yaklaşırlar.

Merak ederler ama yargılamazlar.

Farklılıkları hayatın doğal bir parçası olarak görürler.

Bu çocuklar genellikle demokratik aile ortamlarında yetişirler.

Çünkü demokratik aileler çocuğun merakını bastırmaz.

Onu yönlendirir.

Sorularını cezalandırmaz.

Cevaplandırır.

Çocuğa insanları kategorilere ayırmayı değil, anlamayı öğretir.

Çocuklar Doğuştan Önyargılı Değildir

Filozof John Locke insan zihnini "boş levha" olarak tanımlamıştı.

Her ne kadar modern psikoloji bu görüşü tamamen kabul etmese de önemli bir noktaya işaret eder:

İnsanların birçok tutumu sonradan şekillenir.

Bir çocuk doğduğu gün engellilere karşı önyargılı değildir.

Irkçı değildir.

Ayrımcı değildir.

Kibirli değildir.

Bunların önemli bir kısmını çevresinden öğrenir.

Dolayısıyla çocukların engelli bireylere yaklaşımı aslında bize çocuklardan çok yetişkinler hakkında bilgi verir.

Bir Çocuk Toplumun Geleceğidir

Bir toplumun engelliliğe bakışını anlamak istiyorsanız bazen televizyon programlarını ya da siyasi söylemleri incelemenize gerek yoktur.

Bir parkta oynayan çocukları izlemek yeterlidir.

Çünkü çocuklar henüz diplomatik değildir.

Henüz toplumsal makyaj yapmazlar.

Henüz gerçek düşüncelerini profesyonel cümlelerin arkasına saklamazlar.

Onların davranışlarında evlerinin kokusu vardır.

Ailelerinin dili vardır.

Evde duydukları cümlelerin yankısı vardır.

Günün sonunda…

Çocuklar yalnızca anne-babalarının genlerini taşımazlar.

Bakış açılarını, korkularını, önyargılarını, cesaretlerini ve insanlara yaklaşım biçimlerini de taşırlar.

Bu yüzden bir çocuğun engelli bir bireye nasıl yaklaştığı çoğu zaman bize o çocuğun içinde büyüdüğü dünya hakkında önemli ipuçları verir.

Çünkü çocuklar henüz maske takmayı öğrenmemiştir.

Ve bazen bir çocuğun birkaç saniyelik bakışı, yetişkinlerin saatlerce yaptığı konuşmalardan daha fazla şey anlatır.

Belki de bu yüzden çocuklara bakarken yalnızca onları görmeyiz.

Onların arkasındaki aileyi, kültürü ve toplumu da görürüz.

Çünkü çocuk, çoğu zaman geleceğin değil; bugünün en dürüst aynasıdır.