Küçük Bir Basamak, Büyük Bir Eşitsizlik

Bir parkın çıkışındaki tek basamak, engelli birey için büyük bir engel. Sorun doğada değil; engelliyi yok sayan planlama anlayışında.

Başlık: Parkın Çıkışındaki Basamak

Hafta sonu, kalabalık trafiğe girmemek için Koçtaş Canik Mağazası’na giderken parkın içinden geçmek istedim. Canik Parkı sakin görünüyordu. Yürüyenler, bankta oturanlar, çocuk sesleri… Bir parkın vaat ettiği huzur oradaydı.

Girişte hiçbir sorun yoktu.

Çıkışa doğru geldim.

Görüntü yine güzeldi.

Sonra gerçeği gördüm: Basamak.

Küçük gibi duran ama tekerlekli sandalye için duvar kadar büyük olan bir basamak.

Geri geri inmeye çalışırken tekerlek çukura gömüldü. Ön taraf kumlu, zemin dengesiz. O an park, dinlenme alanı olmaktan çıkıp engel parkuruna dönüştü.

Oysa park dediğimiz yer, herkesin nefes alması için yapılır. Engelli bireyin de rahatça gidip bir banka oturacağı, kitabını okuyacağı, sessizliği dinleyeceği yer olması gerekir.

Ama çoğu zaman parkın kendisi bile bir sınava dönüşüyor.

Girişte sorun yok. İçeride sorun yok. Çıkışta bir basamak her şeyi bitiriyor.

Bu ironik bir ayrıntı değil. Bu, planlamanın engelliyi hiç düşünmeden yapıldığının kanıtı.

“Engelsiz park” tabelası asmak kolay.

Engelsiz bir çıkış yapmak ise düşünmeyi gerektiriyor.

Belediyelerin asli sorumluluğu ulaşımı herkes için eşit kılmaktır. Kaldırımlar, yollar, parklar, geçişler… Bunlar sadece yürüyen insanlar için değil, tekerlekli sandalye kullananlar için de tasarlanmalıdır.

Bir rampanın eksikliği, bir insanın özgürlüğünün eksikliğine dönüşüyor.

Parkın içinde engelliye uygun tuvalet yok. Ulaşılabilir oturma alanları yok. Zemin düzenlemesi yok. Küçük gibi görünen detaylar, günlük hayatı büyük ölçüde kısıtlıyor.

Soru basit:

Engelliler için her şey neden bu kadar zor olmak zorunda?

Bu zorluk doğadan gelmiyor. İhmalden geliyor.

Bir parkın medeniyeti, çimlerinin yeşilliğiyle değil; kimlerin o parkta rahatça oturabildiğiyle ölçülür.

Bir şehir, tabelalarıyla değil; geçişleriyle adil olur.

Engelli birey için park, dinlenme alanı değil, çoğu zaman risk alanı haline geliyor. Oysa olması gereken tam tersi.

Küçük bir basamak, büyük bir eşitsizliği gösteriyor.

Sorun basamakta değil.

Sorun, o basamağı koyan zihniyette.