“Bütün Enerjimi Çocuğuma Vereceğim!”
İlk duyduğunuzda ne kadar güzel geliyor değil mi?
Ne kadar fedakâr...
Ne kadar anaç...
Ne kadar dokunaklı...
Bir anne düşünün. Daha çocuğunu kucağına alır almaz kendi hayatını ikinci plana atıyor ve şöyle diyor:
"Bütün enerjimi çocuğuma vereceğim."
Peki gerçekten mümkün mü?
Daha doğrusu, böyle bir şey sağlıklı mı?
Şimdi biraz romantizmi bir kenara bırakıp gerçeğe bakalım.
Fizik kurallarına göre enerji harcamak için önce enerji üretmek gerekir.
Boş depodan yakıt çekemezsiniz.
Boş batarya çalışmaz.
Susuz değirmen dönmez.
İnsan da bundan farklı değildir.
Hamilelik süreci başlı başına fiziksel ve ruhsal bir maratondur.
Uykusuzluklar...
Kaygılar...
Hormonal değişimler...
Doğum korkusu...
Doğumun kendisi...
Bunların her biri insanın enerjisinden ciddi pay alır.
Tam bunların üstüne bir de çocuğunuzun serebral palsili olduğunu öğrendiğinizi düşünün.
Birçok aile için bu haber yalnızca bir tıbbi bilgi değildir.
Aynı zamanda bir sarsıntıdır.
Bir belirsizliktir.
Bir yas sürecidir.
Bir korkudur.
Bir sürü cevapsız sorudur.
Doktora gidiyorsunuz.
Aklınızda yüz soru var.
Ama çoğu zaman aldığınız cevaplar sizi tam olarak tatmin etmiyor.
Fizyoterapist ayrı şey söylüyor.
Başka uzman başka şey söylüyor.
İnternette başka şeyler yazıyor.
Her gün yeni bir bilgiyle karşılaşıyorsunuz.
Her bilgi beraberinde yeni bir kaygı getiriyor.
Sonra sosyal çevre devreye giriyor.
Anne...
Baba...
Kayınvalide...
Kayınpeder...
Akrabalar...
Komşular...
Yakın arkadaşlar...
Herkesin bir fikri var.
Herkesin bir yorumu var.
Herkesin bir önerisi var.
Ama bu önerilerin yükünü taşıyan kişi yine sizsiniz.
Bir süre sonra yalnızca çocuğunuzun ihtiyaçlarını değil, çevrenizdeki insanların duygularını da yönetmeye çalışıyorsunuz.
Bir de görünmeyen yük var.
Belki kimse açık açık söylemiyor.
Ama bazı bakışlar vardır.
Bazı suskunluklar vardır.
Bazı cümlelerin arasına sıkışmış imalar vardır.
İnsan bazen suçlandığını duyarak değil, hissederek anlar.
İşte o yük de insanın enerjisinden çalar.
Şimdi bütün bunların ortasında bir annenin çıkıp:
"Bütün enerjimi çocuğuma vereceğim."
demesini yeniden düşünelim.
Sevgili annem...
Sevgili arkadaşım…
Sen hangi enerjiden söz ediyorsun?
Hayatın adeta İkinci Dünya Savaşı'ndan çıkmış bir şehir gibi dağılmışken...
Her tarafta tamir edilmeyi bekleyen duvarlar varken...
Sen hâlâ kendini sınırsız enerji kaynağı sanıyorsun.
Toplum annelere bazen gerçekçi olmayan roller yüklüyor.
Sanki her şeyi başarabilecekler.
Sanki hiç yorulmayacaklar.
Sanki hiç ağlamayacaklar.
Sanki hiç tükenmeyecekler.
Sanki her zorluğun üstesinden tek başlarına gelecekler.
Adeta modern zamanların Amazon savaşçıları gibi...
Oysa insan insandır.
Kahraman değil.
Makine hiç değil.
Bir gerçeği kabul etmek gerekiyor:
Yoruluyorsan kötü anne değilsin.
Bazen öfkeleniyorsan kötü anne değilsin.
Bazen bunalıyorsan kötü anne değilsin.
Yardıma ihtiyaç duyuyorsan başarısız değilsin.
Tam tersine.
Bunlar insan olduğunun işaretidir.
Serebral palsili bir çocuğun en büyük ihtiyacı, tükenmiş bir anne değildir.
Ayakta kalabilen bir annedir.
Nefes alabilen bir annedir.
Kendi ruh sağlığını koruyabilen bir annedir.
Çünkü tamamen tükenmiş bir insanın başkasına uzun süre destek olması mümkün değildir.
Bu yüzden belki de en cesur cümle:
"Ben her şeyi tek başıma yapmak zorunda değilim."
cümlesidir.
Yardım istemek zayıflık değildir.
Psikolojik destek almak zayıflık değildir.
Yakın çevreden destek istemek zayıflık değildir.
Bazı yükleri paylaşmak zayıflık değildir.
Çünkü bazen güçlü olmak, her şeyi sırtlanmak değildir.
Bazı yüklerin tek kişi tarafından taşınamayacağını kabul etmektir.
Son söz olarak şunu söylemek isterim:
Çocuğunuza bütün enerjinizi vermeye çalışmayın.
Önce kendi enerjinizi koruyun.
Çünkü boş bir kuyudan su çekilemez.
Ve unutmayın:
Çocuğunuzun ihtiyacı olan şey kendini tüketmiş bir kahraman değil, hayatın içinde kalmayı başarabilmiş bir annedir.
Yardım istemekten çekinmeyin.
Çünkü bazı savaşlar tek başına kazanılmak için değil, birlikte yürünmek için vardır.