Engellilik: Hepimizin Meselesi
Önceki yazımızda “engelli ihtisas hastanesi” ifadesini kullanmıştık. Sonrasında durup düşündük. Belki de acele etmiştik. Çünkü “hastane”, hele ki “ihtisas hastanesi” denildiğinde, bunu hayata geçirmek büyük bir maliyet, ciddi bir planlama, güçlü bir koordinasyon ve uzun soluklu bir süreç gerektiriyor.
Oysa her büyük dönüşüm, önce toplumsal bir taleple başlar. Talep yoksa irade oluşmaz. İrade yoksa çözüm gecikir. Bu nedenle işe en temelden, en alttan başlamak gerektiğine karar verdik.
Bir toplumu anlamanın en doğru yolu, en güçlülerine değil; en kırılganlarına nasıl davrandığına bakmaktır.
Ülkemizde milyonlarca engelli vatandaşımız var. Bir bölümü sosyal yaşamın içinde yer alabiliyor. Ancak önemli bir kısmı, ne yazık ki evinden dahi çıkamayacak koşullarda yaşamını sürdürüyor. Bu vatandaşlarımızın en temel sorunlarının başında ise sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler geliyor.
Devletimiz, imkânları ölçüsünde engelli bireylere destek olmaya çalışıyor. Ancak mevcut uygulamalar, sahadaki ihtiyacı karşılamakta çoğu zaman yetersiz kalıyor.
Engellilik, çoğu zaman istatistiklerin arasında anılıyor. Oysa bu mesele bir rakam değil; hayatın tam ortasında duran bir gerçek. Doğuştan, hastalıkla, kazayla ya da yaşla birlikte hepimizin karşılaşabileceği bir durum.
Bu yüzden engellilik, yalnızca belli bir kesimin değil; toplumun tamamının meselesidir.
Bugün milyonlarca engelli birey ve onların aileleri, gündelik hayatın içinde görünmeyen bir mücadele veriyor. Bu mücadele sadece fiziksel engellerle sınırlı değil. Aynı zamanda erişim sorunlarıyla, bürokratik süreçlerle ve farklı kapılar arasında gidip gelmekle ilgili. Çoğu zaman da aynı şeyleri tekrar tekrar anlatmak zorunda kalıyorlar.
En ağır yükü ise aileler taşıyor.
Bir çocuğun eğitimi için ayrı bir süreç, sağlık hizmeti için başka bir başvuru, sosyal destek için farklı bir kapı… İyi niyetli ama parçalı bir yapı, zamanla insanı yoruyor. Oysa hayat zaten yeterince zor.
Burada mesele yalnızca imkân meselesi değil; aynı zamanda bir bütünlük meselesidir.
Erişilebilirlik çoğu zaman rampalarla, asansörlerle ve fiziksel düzenlemelerle sınırlı düşünülüyor. Oysa gerçek erişilebilirlik; hayatın tüm alanlarında — özellikle de sağlığa erişimde — insan onuruna yakışır, kolay ve sürdürülebilir bir sistem kurabilmektir.
Sağlık hizmetine erişim her vatandaş için temel bir haktır. Ancak engelli bireyler ve aileleri için bu hak, çoğu zaman ekstra planlama ister. Ek çaba ister. Sabır ister. Randevu süreçleri, farklı birimlere yönlendirmeler, bilgi akışındaki kopukluklar… Küçük gibi görünen ayrıntılar, zamanla büyük bir yorgunluğa dönüşür.
Kimseyi suçlamak gerekmiyor. Sağlık sistemimiz büyük bir yük taşıyor ve büyük bir emekle çalışıyor. Ancak mesele, iyi niyetin ötesine geçip süreci daha sade, daha koordineli ve daha insan odaklı hâle getirebilmektir.
Çünkü engelli birey için sağlık hizmetine erişim yalnızca bir muayene değildir. Doğrudan yaşam kalitesiyle ilgilidir. Aile içinde belirsizliğin azalması ve güven duygusunun güçlenmesi demektir.
Engellilik bir merhamet konusu değil; bir hak konusudur. Erişilebilirlik bir lütuf değil; eşit vatandaşlığın gereğidir. Destek ise parçalı değil; tutarlı ve bütüncül olmalıdır.
Toplum olarak belki de sormamız gereken soru şudur: Kolaylaştıran bir anlayış mı inşa ediyoruz, yoksa insanları karmaşık yolların içinde yalnız mı bırakıyoruz?
Kamuoyunun bu meseleye ilgisi arttıkça, çözüm üretme iradesi de güçlenecektir. Çünkü talep olmayan yerde düzen kurmak zordur. Sessizlik, çoğu zaman dağınıklığı kalıcı hâle getirir.
Bir toplum, en kırılgan üyeleri kadar güçlüdür. Ve gerçek güç, karmaşıklığı azaltabilmektir.
Engellilik bir istisna değildir. Hayatın içindedir. Ve hayatın içindeki her gerçek gibi, çözümü de ortak akıl ve ortak vicdan gerektirir.
Ne dersiniz, bu meseleye hep birlikte sahip çıkalım mı?