Empati Korkudan Doğmaz
Telefon ekranını parmağınla yukarı doğru kaydırıyorsun.
Bir video...
Sonra bir tane daha...
Ardından bir başkası.
Kahkahalar yükseliyor. Alaycı sesler, montaj efektleri, emojiler... Bir insanın bedeni, bir başkasının eğlence malzemesine dönüşüyor. Son zamanlarda özellikle Serebral Palsi'li bireyleri hedef alan bu videolar, dijital dünyanın en gürültülü köşelerinde durmadan çoğalıyor.
Bu içerikleri üretenlerin sosyolojik ya da sınıfsal arka planını uzun uzun tartışmanın benim açımdan bir anlamı yok. Çünkü bir insanı aşağılamayı mizah sanan zihniyet, zaten kendi yoksulluğunu fazlasıyla ele veriyor.
Benim dikkat çekmek istediğim yer başka.
Asıl sorun, bu insanlara tepki gösterirken kurduğumuz cümlelerde gizli.
Hemen her paylaşımın altında aynı söz beliriyor:
"Bugün ona gülüyorsun ama yarın senin de başına gelebilir."
İlk bakışta vicdanlı gibi duran bu cümle, aslında çok daha derin bir yanlışın üzerine kuruludur.
Çünkü...
Serebral Palsi bir insanın başına gelmiş bir felaket değildir.
Bir lanet değildir.
Bir ceza değildir.
Bir korku filmi senaryosu hiç değildir.
Serebral Palsi, insan varoluşunun biçimlerinden biridir.
Bir bedenin dünyayla kurduğu ilişkinin farklı bir şeklidir.
Dolayısıyla "Allah kimsenin başına vermesin." ya da "Senin de başına gelebilir." gibi ifadeler, iyi niyet taşısa bile aynı bakış açısını yeniden üretir. Farkında olmadan engelliliği hayatın en büyük korkularından biri olarak tanımlar.
Oysa sorun, Serebral Palsi değildir.
Sorun, ona bakan gözün ne gördüğüdür.
Bir an düşün.
Yağmurun altında yürüyen iki insan hayal et.
Biri ıslanıyor diye üzülmüyorsun.
Üşüyorsa montunu uzatıyorsun.
Ayağı kayacak diye elini uzatıyorsun.
Çünkü insan olmak, önce başkasının üşümesini hissedebilmektir.
Bunun için üşümüş olman gerekmez.
Hayvanlara merhamet duymak için hayvan olman gerekmediği gibi...
Kadına yönelik şiddete karşı çıkmak için kadın olman gerekmediği gibi...
Yoksulluğu anlamak için aç yatmış olman gerekmediği gibi...
Engelli bir insanın onurunu savunmak için de engelli olman gerekmez.
İnsan olman yeterlidir.
Çünkü bizi insan yapan şey, yalnızca kendi acımıza verdiğimiz tepki değildir.
Hiç yaşamadığımız acılara gösterebildiğimiz vicdandır.
"Senin de başına gelebilir." cümlesi ise tam tersini söyler.
Bana değil...
Kendi korkuna seslenir.
Empatiyi vicdandan değil, tehdidin ihtimalinden üretmeye çalışır.
"Bir gün sen de böyle olursan..." diyerek merhameti korkunun omzuna yaslar.
İşte bu yüzden bu ifade bana hep arabesk gelir.
Çünkü arabesk, acıyı yüceltir.
Oysa benim ihtiyacım acımın kutsanması değil.
İnsanlığın sıradanlaşmasıdır.
Benim varlığım, başkalarının korku senaryosu değildir.
Ben, "aman kimsenin başına gelmesin" denilecek bir felaket de değilim.
Ben bu toplumun içindeyim.
Sokağındayım.
Otobüsündeyim.
Üniversitendeyim.
İş yerindeyim.
Kahkahandayım.
Sessizliğindeyim.
Hayatın tam ortasındayım.
Ve bana saygı duyman için yarın bana dönüşme ihtimaline ihtiyacın yok.
Bugün, sadece insan olman yeterli.